4 Kasım 2008 Salı

Yılmaz Büyükerşen


kulüp başkanı değil, belediye başkanı olduğu unutulandır. belediye başkanı dediğin şehrin başkanıdır, futbol takımının değil. x topçusu ferrari alacak, y topçusu mankenlerle yiyecek diye belediye kaynaklarını çarçur etmez. türkiye'de gelişen yanlış örneklerden hareketle futbol takımı üzerinden yılmaz büyükerşen'i yıpratmaya çalışmak ayıptır. ona kemal unakıtan gibi kasaba tüccarı rolü yüklemeye çalışmak gereksiz bir uğraştır.

kaldı ki, yılmaz büyükerşen'in eskişehirspor ile ilgili bir çözüm önerisi de vardır, ama kafalar küçük olunca, kafalar kemal unakıtan gibi futbolu siyasete alet etmeyi kolay çözüm olarak gördükçe bu modeli uygulamak zordur.

bakın ne öneriyor yılmaz büyükerşen es-es için:

"öncelikle yasalar bizim profesyonel futbola destek olmamızı engelliyor" diyerek söze giriyor büyükerşen. zaten eskişehirspor'a maddi yardımda bulunmayacağını birinci başkanlık döneminde açıkça dile getirdiğini söyleyen büyükerşen, "takım kötü sonuçlar aldığında beni istifaya çağırdılar. ama ben taviz vermedim. çünkü benim için önemli olan sosyal çıkardır" diyor.
büyükerşen, "tiko para" vermektense tüm türkiye için bir model önerdiğini hatırlatıyor: "1992'de anadolu üniversitesi'nde rektörken spor yüksekokulu kurmak istedim ancak bütçe sıkıntısı nedeniyle yök izin vermiyordu. ben de eskişehirspor yönetimine 'siz elinizdeki tesisleri bize tahsis edin, biz de tüm sporcularınızı üniversitede işçi statüsüne alıp sigortalı yapalım. sporcularınız üniversitenin otobüsünden uçağına, yemeğinden yatağına kadar imkânlarından yararlansın. iyi bir hoca getirelim hem takımı çalıştırsın hem üniversitede ders versin. yetiştirdiğimiz sporculardan kendinize kaynak yaratın' dedik. bu önerim bugün de geçerlidir. 81 ilde bu model uygulanabilir." ancak bu model "hoca bedava takım sahibi olmak istiyor" denilerek reddediliyor.

büyükerşen, bugünkü eskişehirspor yönetimine şirket kurmalarını öneriyor: "ayrıca gelir giderler için yan şirketler kurulsun. arazi vs konularında destek oluruz. öbür türlü direkt maddi destek çok külfetli. çünkü istenilen paralar çok yüksek. o paralarla birçok kentin altyapısı yapılır." diyor.

http://www.referansgazetesi.com/...aspx?hbr_kod=97374
(ama arkadaslar iyidir, 04.11.2008 13:57 ~ 15:23)

Sergen Yalçın


Sergen Yalçın için, ilki 2006'da olmak üzere 3 giriş yapmışım Ekşi Sözlük'te, üçü de benim yorumumdan ziyade kendisinin enteresanlıkları. Aslına bakarsanız bu üçü de tanımlıyor Sergen'i. Ne sahada, ne saha dışında sıradanlığın baskısına boyun eğiyor o. Şöylece;


diğer futbolcuların aksine barbie skandalında adının geçmesiyle ilgili haberleri yalanlamayarak "ne yani karaoke bara mı gitseydim?" gibisinden bir cevap vermiş ve magazin basınıyla nasıl taşak geçileceğini cümle aleme göstermiş bir kişidir.
(ama arkadaslar iyidir, 14.04.2006 16:31 ~ 16:33)


bugünkü hürriyet spor ekinde yayınlanan röportajında;

"bazı teknik direktörler, "doksan dakika koşan bir takım oluşturacağım" diyor. sırf koşanlarla futbol takımı kurulsaydı, dünyada atlet kalmazdı"

diyen adam. haksız değil.
(ama arkadaslar iyidir, 27.05.2008 10:32 ~ 11:01)


köşe yazarlığında da kıvrak çalımlar atmaya başlamış adam.

evvela, bugünkü yazısına "mustafa'yı tartışıyoruz" diye başlık atıp gündeme göz kırpmış. elbette kemal olan değil, denizli olan mustafa'yı tartışmış.

orta sahadaki büyük boşluğu büyük okyanusa benzetmiş,

delgado'yu falkland savaşı sırasında ingiltere'ye gitmiş bir arjantinli gibi ürkek olmakla suçlamıştır.

köşe yazıları için profesyonel bir yardım almıyorsa futbol yazarlığında tıpkı futbolundaki gibi özel bir üslup oluşturma kaygısı içinde olduğu açıkça görülüyor.
(ama arkadaslar iyidir, 03.11.2008 11:03 ~ 04.11.2008 10:49

Yaftalama Temalı Zaman Gazetesi Reklamı


danıştay saldırısının faili için dindar değil rakı içerdi diye etiketli başlık atan, kemal kılıçdaroğlu'nu dersim isyanıyla meşhur tuncelili diye etiketlemeye kalkan bir işletmenin ürünüyle kel alaka reklamı. (örnekler çoğaltılabilir)

ajanstaki çocuklar çok iyimser düşünmüş besbelli. ama zaman gazetesi okumadıkları için, ama yanlış yönlendirildikleri için böyle bir işe imza atmışlar. fikir olarak güzeldir, prodüksiyonu iyidir ama ürünü anlatmıyorsa o reklam faydadan çok zarar verir. midpoint'te masada oturup bu reklamı biz yaptık diye hava atmak mümkündür, güzeldir ama zaman gazetesi'ni de tanımak lazımdır reklamını yapmak için.oysa bu özelliği olmasa da, bu kadar kolay yalanlanmayacak başka bir özelliği öne çıkartılabilir pekala.

içinde fındık olmayan çikolatanın reklamını fındıklı diye yapın da görün bakalım neler oluyor. reklamcılığın ilk ve önemli kurallarından biridir; iyi reklam kötü ürünü batırır. bu konuda ülkemizde verilen en klişe örnek 80'li yılllardaki reklamıyla hatırladığımız jil çoraplarıdır. "atın atın eski çoraplarınızı atın" diye bangır bangır reklam yapan bu marka, inanılmaz kalitesiz çoraplar ürettiği için aynı hızla batmıştır. çünkü reklama aldanan millet çoraba abanmış, kalitesiz olduğunu görünce ikinci kez almamışlardır. böylelikle, belki reklam yapmasa tıngır mıngır gidecek ama batmayacak bir marka olan jil kendi reklamıyla kendini batırmıştır. bu reklam başarılı mıdır? hayır değildir. o zamanın şartlarına göre fikir güzeldir, prodüksiyon iyidir ama ürüne uygun değildir.

bu reklamı algılayıp, bu reklamın itkisiyle zaman gazetesi'ni alacak kişi de birkaç örnekte bu gerçeği fark edecektir ya da zaten fark etmiştir. velhasıl hoş ama boş bir reklamdır bu. zaman gazetesi cemaat aracılığıyla sattığı abonelerine yine ulaşmaya devam edecektir. ama ona bir artı bile katamayacaktır bu reklam.
(ama arkadaslar iyidir, 31.10.2008 13:34 ~ 14:19)

Rambo Okan


kestirmeden birinci olarak organizasyonla taşak geçmiş ve sırf bu yüzden birinciliği birden fazla kere hak etmiş kişi.

avrasya maratonu gibi muhteşem bir tanıtım ve organizasyon fırsatını kullanamayan, dünyanın star atletlerini yarışa dahil edemeyen, organizasyonu bir türlü çekici hale getiremeyen ve adeta bir ramazan panayırı ciddiyetiyle yürüten istanbul büyükşehir belediyesi'ne kapak olmuş bu. helal sana rambo...
(ama arkadaslar iyidir, 28.10.2008 11:48 ~ 12:35)


kupayı geri almak üzere kendisine ulaşan istanbul büyükşehir belediyesi spor a.ş. yetkilileriyle kafa bulmaya devam eden kahraman. kupasını kırıp denize attığını söylemiş rambo ve çok isterseniz kartondan kupa veririm size diyerek gönlünü de almış yetkililerin.

ama şartları var elbette:

"birincilik ödülü olarak sizin bana 60 bin dolar vermeniz lazım. eğer bu ödülü verirseniz, ben de kartondan bir kupa yaptırıp size gönderirim”

diyerek yarış organizatörlerini bir de borçlu çıkarmış rambo. helal olsun ya, çok farkında olmadan da olsa son yılların en güzel kafasını yapmış rambo. milliyet gazetesi, "hiç utanmıyor" diye vermiş haberi. niye utansın ya? organizasyonu düzenleyenler utansın. rambo gönüllerin şampiyonudur artık. utanmak ne kelime ne kadar gururlansa azdır.

http://www.milliyet.com.tr/....2008&b=hic%20utanmiyor
(ama arkadaslar iyidir, 29.10.2008 09:56 ~ 10:21)

Mezbaha No:5


(bkz: her şey güzeldi ve hiç acıtmadı)
(ama arkadaslar iyidir, 20.10.2008 11:52)


bazen ince ince, bazen kalın kalın taşak geçen kitap.

"amerika dünyanın en zengin devletidir, fakat insanları ekseriyetle fakirdir ve fakir amerikalılar kendi kendilerinden nefret etmeye sevk edilirler. amerikan mizaçı, kin hubbard'ın dediği gibi, "fakirlik ayıp değildir, ama pekala olabilirdi de." her ne kadar amerika fakirlerin devleti olsa da, bir amerikalı için fakir olmak tam anlamıyla suçtur. tüm diğer devletlerin halk öykülerinde fakir ama son derece bilgi ve erdemli, dolayısıyla güç ve varlık sahibi olanlardan çok daha itibarlı insanları vardır. amerikalı fakirler arasında ise bu tür öyküler anlatılmaz. onlar kendilerini aşağı görüp, kendilerinden daha iyi konumlarda olanları yüceltirler. yiyecek içecek satılan en berbat işletmenin sahibi de fakirdir, şu zalim soruyu soran tabelayı görme ihtimaliniz çok yüksektir: "madem bu kadar zekisin, neden zengin değilsin?"..."
(ama arkadaslar iyidir, 26.10.2008 23:23)

Mircea Lucescu

ilk şartının sinan engin'in gönderilmesi olduğu söylenen kişi. ikinci şartı da yıldırım demirören'in gönderilmesi olsa dünya ahret hakkı ödenmezdi.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 13:08)


fenerbahçe'ye gelmiş olan teknik direktördür.

http://www.facebook.com/...860962&id=654903584&ref=nf
(ama arkadaslar iyidir, 24.10.2008 18:34)

Summer 78


ölmüş bütün yakınlarımı tek tek gözümün önünden geçiren şarkıdır. piyanonun tuşuna dokunan eller sanki birer birer geçmişime dokunur. amcam geçer karşıma oturur, halamla iskambil oynarız. teyzemle parka gideriz, dedem uzaktan bisikletiyle gelir. öyle bir şarkıdır. kayıplarını düşündürür insana. hayatından kayıp gidenleri; kişileri, zamanları, eşyaları. masumiyet müzesi'nin bir şarkısı olsaydı belki de bu olurdu. benim 78'im, 80'lerin sonuydu.
(ama arkadaslar iyidir, 22.10.2008 18:52 ~ 19:00)

Genç Siviller Nedir?

Genç siviller isimli yapılanma için yorumlarım;

ilk defa nobelli bir yazarın bütün eserlerini önceden okumuş olma lüksünü şahsıma yaşatmış yazar. kim ne derse desin bu ülkenin artık nobelli bir yazarı var. orhan pamuk, romanları ve romancılığıyla başarmıştır bunu. merak ediyorum o pek bir milliyetçi aydınlar, bugüne kadar ülkelerine hamaset ve spermli mendillerinden başkaca ne verdiler?
(ama arkadaslar iyidir, 12.10.2006 16:30 ~ 17:28)


cumhuriyet elitinin anlaşılır cümlelerle bir üst eleştirisini yapmış yazar. roll dergisinin ocak 2000 tarihli nüshasındaki (kasım 2006 nüshasında alıntısı var) yazısı bu minvaldedir. söz konusu yazıda tatlı su aydıncıklarının ve güzide medyamızın da super eleştirisi vardır. bu yazıyı, en çok tek bir satırını okumadan hakkında ileri geri konuşan nihat genç'e okutmak gerek diye düşünüyorum. allah'tan pamuk ciddiye alıp nihat genç'e cevap falan verme ucuzluğuna düşmüyor.

söz konusu pamuk yazısından küçük bir alıntı:
"türkiye'de bir üst-kültür var. batı kültürü bizde aydınlanmacıların iddia ettiği gibi bir "özgürleştirmecilik" unsuru olarak kullanılmıyor, konsere gidip "aman ne kadar seçkin olduk" demek için kullanılıyor. "ayaktakımından yüksek olduk, daha da yükselmemiz ancak batı simgelerini kullanarak olur" diye davranılıyor. geri kalanlara da "arabesk magandalar", hayvanlar" diye davranılıyor. bunu tiksinti verici buluyorum. bunu batılılaşma değil, batı simgelerini alarak, ekonomik olarak zaten ezdiğin halkı kültürel olarak da bir kere daha ezmek ve aşağılamak olduğunu düşünüyorum. özellikle büyük medyamızın bütün davranış kalıplarında bu var."

edit: yazıdan bir ayrıntı daha aktarmak istiyorum: "... ama batı kültürü bizde, özellikle askeri darbeciliğin coştuğu son altı-yedi yılda "opera, müzik işte atatürkçülük" oldu."
(ama arkadaslar iyidir, 05.11.2006 20:17 ~ 06.11.2006 15:19)


ortaokul 3 yazında ablama zorla aldırdığım cevdet bey ve oğulları'ndan bu yana tanıdığım adam. sadece bir kez görmüş olsam da 14 yıllık arkadaşım sayılır. insanın bir arkadaşıyla gururlanmasından güzel bir şey var mıdır? nobel'i bir kenara koyuyorum, yaptığı şu konuşmayla daha doğrusu yazdığı bu otobiyografik hikayeyle tüylerimi diken diken etmiştir. sadece iyi yazarlar bunu yapabilir. gerisi laf-ı güzaftır. ve elbette arkadaşlar iyidir.
(ama arkadaslar iyidir, 07.12.2006 19:12 ~ 19:35)


kendisini şehit aileleri üzerinden siyaset yapan bilumum politika aktörleriyle karıştıran zihniyetin şehit ailelerini ziyaret etmesini istediği kişi.

varlıklarını o çocukların yitirilmesine bağlayanların aktivitesidir bu; pamuk'un değil. her kim güneydoğu'da karışıklığın bitmemesi için çırpınıyorsa (bkz: şemdinli), o gitsin hayatlarının baharında koparılan çocukların hesabını versin önce.
(ama arkadaslar iyidir, 22.01.2007 18:21 ~ 21:24)


necati doğru'yu ciddiye alacak seviyede bir adam olsa bırakın nobeli, o güzelim romanları falan, en fazla falım sakızlarına mani yazardı diye içimden geçirdiğim kişi. bu sebeple necati doğru'nun son dakikada mürekkebi kağıda damlata damlata yazılmış orta 1. sınıf dönem ödevi tadındaki yazısı üzerine orhan pamuk'u tartışmak çok fantastik göründü bana. lakin elimde olmadan bu fantazya katılıverdim ben de, n'apalım sözlük böyle bir şey işte.
(ama arkadaslar iyidir, 05.09.2008 16:50 ~ 16:53)


türkiye'deki baskıları, o salonda bulunan türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanının gözünün içine baka baka şikayet eden adamdır. daha kime şikayet edecekti, telekom müdürüne mi, yerel mahkemeye mi? biraz dolambaçlı bir yol olmaz mıydı?

hala "kol kırılır yen içinde kalır" psikolojisine sahip olduğumuz için garip gelebilir. edebiyatçılar yaramaz çocuklardır. babanın bir kusurunu, misafirin yanında yumurtlayıverirler işte. e internetteki en kıytırık ankette bile türk'ü birinci yapmaya azmetmiş, madonna ile atatürk'ü yarıştırmayı bile becermiş necip türk milletinden orhan pamuk'u anlamasını bekleyemeyiz ki ama öyle değil mi? bazılarımızın nasıl olsa open dns'ten giriyorum diye önemsiz bulduğu şu youtube yasağını da çattadanak söyledi ya, dünya ahret arkasındayım gari.
(ama arkadaslar iyidir, 15.10.2008 23:39 ~ 16.10.2008 01:27)

Orhan Pamuk



Orhan Pamuk hakkında 2006'dan bu yana yazdığım entryler:


ilk defa nobelli bir yazarın bütün eserlerini önceden okumuş olma lüksünü şahsıma yaşatmış yazar. kim ne derse desin bu ülkenin artık nobelli bir yazarı var. orhan pamuk, romanları ve romancılığıyla başarmıştır bunu. merak ediyorum o pek bir milliyetçi aydınlar, bugüne kadar ülkelerine hamaset ve spermli mendillerinden başkaca ne verdiler?
(ama arkadaslar iyidir, 12.10.2006 16:30 ~ 17:28)


cumhuriyet elitinin anlaşılır cümlelerle bir üst eleştirisini yapmış yazar. roll dergisinin ocak 2000 tarihli nüshasındaki (kasım 2006 nüshasında alıntısı var) yazısı bu minvaldedir. söz konusu yazıda tatlı su aydıncıklarının ve güzide medyamızın da super eleştirisi vardır. bu yazıyı, en çok tek bir satırını okumadan hakkında ileri geri konuşan nihat genç'e okutmak gerek diye düşünüyorum. allah'tan pamuk ciddiye alıp nihat genç'e cevap falan verme ucuzluğuna düşmüyor.

söz konusu pamuk yazısından küçük bir alıntı:
"türkiye'de bir üst-kültür var. batı kültürü bizde aydınlanmacıların iddia ettiği gibi bir "özgürleştirmecilik" unsuru olarak kullanılmıyor, konsere gidip "aman ne kadar seçkin olduk" demek için kullanılıyor. "ayaktakımından yüksek olduk, daha da yükselmemiz ancak batı simgelerini kullanarak olur" diye davranılıyor. geri kalanlara da "arabesk magandalar", hayvanlar" diye davranılıyor. bunu tiksinti verici buluyorum. bunu batılılaşma değil, batı simgelerini alarak, ekonomik olarak zaten ezdiğin halkı kültürel olarak da bir kere daha ezmek ve aşağılamak olduğunu düşünüyorum. özellikle büyük medyamızın bütün davranış kalıplarında bu var."

edit: yazıdan bir ayrıntı daha aktarmak istiyorum: "... ama batı kültürü bizde, özellikle askeri darbeciliğin coştuğu son altı-yedi yılda "opera, müzik işte atatürkçülük" oldu."
(ama arkadaslar iyidir, 05.11.2006 20:17 ~ 06.11.2006 15:19)


ortaokul 3 yazında ablama zorla aldırdığım cevdet bey ve oğulları'ndan bu yana tanıdığım adam. sadece bir kez görmüş olsam da 14 yıllık arkadaşım sayılır. insanın bir arkadaşıyla gururlanmasından güzel bir şey var mıdır? nobel'i bir kenara koyuyorum, yaptığı şu konuşmayla daha doğrusu yazdığı bu otobiyografik hikayeyle tüylerimi diken diken etmiştir. sadece iyi yazarlar bunu yapabilir. gerisi laf-ı güzaftır. ve elbette arkadaşlar iyidir.
(ama arkadaslar iyidir, 07.12.2006 19:12 ~ 19:35)


kendisini şehit aileleri üzerinden siyaset yapan bilumum politika aktörleriyle karıştıran zihniyetin şehit ailelerini ziyaret etmesini istediği kişi.

varlıklarını o çocukların yitirilmesine bağlayanların aktivitesidir bu; pamuk'un değil. her kim güneydoğu'da karışıklığın bitmemesi için çırpınıyorsa (bkz: şemdinli), o gitsin hayatlarının baharında koparılan çocukların hesabını versin önce.
(ama arkadaslar iyidir, 22.01.2007 18:21 ~ 21:24)


necati doğru'yu ciddiye alacak seviyede bir adam olsa bırakın nobeli, o güzelim romanları falan, en fazla falım sakızlarına mani yazardı diye içimden geçirdiğim kişi. bu sebeple necati doğru'nun son dakikada mürekkebi kağıda damlata damlata yazılmış orta 1. sınıf dönem ödevi tadındaki yazısı üzerine orhan pamuk'u tartışmak çok fantastik göründü bana. lakin elimde olmadan bu fantazya katılıverdim ben de, n'apalım sözlük böyle bir şey işte.
(ama arkadaslar iyidir, 05.09.2008 16:50 ~ 16:53)


türkiye'deki baskıları, o salonda bulunan türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanının gözünün içine baka baka şikayet eden adamdır. daha kime şikayet edecekti, telekom müdürüne mi, yerel mahkemeye mi? biraz dolambaçlı bir yol olmaz mıydı?

hala "kol kırılır yen içinde kalır" psikolojisine sahip olduğumuz için garip gelebilir. edebiyatçılar yaramaz çocuklardır. babanın bir kusurunu, misafirin yanında yumurtlayıverirler işte. e internetteki en kıytırık ankette bile türk'ü birinci yapmaya azmetmiş, madonna ile atatürk'ü yarıştırmayı bile becermiş necip türk milletinden orhan pamuk'u anlamasını bekleyemeyiz ki ama öyle değil mi? bazılarımızın nasıl olsa open dns'ten giriyorum diye önemsiz bulduğu şu youtube yasağını da çattadanak söyledi ya, dünya ahret arkasındayım gari.
(ama arkadaslar iyidir, 15.10.2008 23:39 ~ 16.10.2008 01:27)

10 Ekim 2008 Cuma

Beşiktaş


yıldırım demirören ve takımın başına sardığı basiretsizler gidene kadar, tek bir maçını izlememeye, desteklememeye, yenildikçe sevinmeye, şampiyon olsa bile umursamamaya ve sorulduğunda "çocukken beşiktaşlıydım" demeye karar verdiğim takımdır.

tüm değerlerini yiyip yiyip bitirmişken, beşiktaşlıktan çıkıp fenerbahçe olmuşken hala beşiktaş'ı destekleyip "iyi günde kötü günde" diyen adamların da beşiktaşlı olduğuna inanmıyorum. yönetim ve sinan engin gitmedi diye bu yıl kombine almamıştım, ama ne yalan söyleyeyim bir arkadaşım, "almadın mı hala?" dediği zaman burulmuş, alsam mı acaba diye düşünmüştüm. şimdi iyi ki, almamışım diyorum. alsaydım da yakardım o kombineyi, sırf o koltuk boş kalsın diye.

daha önce de yazmıştım, beşiktaş artık benim için sadece bir çocukluk hatırasıdır.

ben artık beşiktaş'ı değil, beşiktaşlılığı destekliyorum. bu yönetimdeki adamların, beşiktaşlılık dediğimiz o şeyin ruhuna fatihi okudukları da çok oldu zaten.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 12:11 ~ 12:17)


aşk bazen vazgeçmektir sözünü iyi bilenlerin takımıdır.

başında "beşiktaşlılık değerlerini dümdüz eden adamlar varsa, bu adamlara tepki göstermenin tek yolu o tribünleri boş bırakmaktan yahut gidip "yönetime tepki göstermekten" geçiyorsa, tüm bunlar beşiktaş'ın başındaki bu sevimsiz adamların gitmesine katkıda bulunacaksa beşiktaşlılık vazgeçmektir.

bilenler bilir, beşiktaşlılık hep kazanmayı istemek demek değildir. beşiktaşlılık, hani o rasim kara dönemindeki ikinciliğe şampiyonluktan daha fazla sevinebilmektir.

beşiktaşlılık bu yönetimin oyuncağı olmak, safdillik yapmak değildir.

nasıl da kavramlar çarpıtılıyor, nasıl da söylenenler tersinden anlaşılıyor;

şu an beşiktaş'ın başındaki yönetimin fetişizmi başarı. başarı gelmezse vur gitsin kıçına tekmeyi. beşiktaş böyle değildi. gordon milne'in ilk yıllarında şampiyon olunmasa da kimse bir yere gönderilmezdi. zaten şampiyonluklar da başarılar da, o sabırla, o inançla geldi.

kimsenin derdi başarı değildir. herkesin derdi beşiktaşlılıktır bu camiada. bilmeyenler, öğrenmeli yeni yetme gibi çıkışlar yapmamalıdır.

aşk bazen vazgeçmektir. yıldırım demirören'in çiftliğe, oyuncağa çevirdiği takımı destekleyip, değerlerin dümdüz edilmesine seyirci kalacaksınız asıl siz beşiktaş'ı sevmiyorsunuz demektir.

"söylenmemiş aşkın güzelliğiyle", demiş şair. biz aşkımızı içimize attık. aşk uğruna aşktan vazgeçtik.

ibrahim altınsay'ın dün dediği gibi, türk futbolu beşiktaş'ını kaybetmiştir.

beşiktaş bu değildir. beşiktaş bir zengin çocuğunun hoyratça kullandığı oyuncağı olmamalıdır. bu saatten sonra şampiyon olsa, avrupa'da kupa alsa ne yazar. mevzu budur. o değerleri yeniden kazanmanın tek yolu dibe vurmaksa, dibe vursun artık diyoruz biz de.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 13:04 ~ 13:16)


yıldırım demirören ve sinan engin yönetiminde kurtlar vadisi olacaksa, yaprak dökümü olmasını yeğlediğim takım.

ali rıza bey de seba oluyor herhalde bu durumda.

oğuz dediğin yıldırım demirören.

ferhunde, sinan engin. (haydaaa'nın önerisiyle sinan engin'i cevriye hanım yapmak daha doğru sanırım ne de olsa ferhunde'nin az da olsa seveni var)

mıy mıy olmamaktan kasıt buysa, birileri beşiktaşı illa ki, kurtlar vadisi yapmak istiyorsa, buyursunlar yapsınlar arkadaş. vazgeçtik diyoruz işte. geçti bizim devrimiz.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 13:20 ~ 13:29)

Tim Burton filmi gibi rüya görmek



kendimi portakal kabuğu dolu bir havuzda boğulurken görünce "hah şimdi oldu" dediğim şeydir. bütün gece anasonlu nargile tüttürüp uykuya yatınca böyle oluyor demek. havuzdan güç bela çıkıyorum, portakal kabuğundan duvarlar üzerime yıkılıyor, ne lan bu?
(ama arkadaslar iyidir, 10.10.2008 14:19)

Engin Ceber


"demokrasi cenagaveri" bir iktidarın döneminde, demokratik bir hakkını kullanmak istediği için işkenceyle öldürülen kişi.

ergenekon mücadelesinin, kişisel hesaplaşmayla değil, demokrasiyle ilgili olan her hamlesine destek vermiştik. peki orada demokrasi arayanlar, burada hangi demokrasiye göre hareket ediyor.

akp'nin demokrasisi, önceki iktidarlardan farklı değildir, budur. ne yazık ki, engin ceber ne ilk, ne de sondur. derin devleti bitirmeye azmetmiş ya da öyle görünmeye çalışan birileri, yüzeydeki bu cinayetler için neler diyecekler acaba, çok merak ediyorum?
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 11:00 ~ 10.10.2008 10:41)

Ekonomik kriz haberlerindeki mahvolmuş borsacı


borsa düşsün de poz yapayım diye orada durduğunu zannettiğim borsacı. ulan üzülmenin başka yolu yok mudur pezevenk, hemen aynı poz, aynı tripler. git tuvalette ağla kimse görmesin, hemen niye mahvoluyorsun ki, öyle.

hep o eski usül ticaret kaybolduğu için oldu bunlar. esnaf dükkanında böyle bir durum olsa, hemen oradan kalender bir amca ortaya çıkar herkese çay söylerdi. yok ki, öyle adam. pezevenklerin bütün hayatı birbirlerinin kuyusunu kazmakla geçiyor tabii. sonra mahvoldum, kafamı iki elimin arasına alayım poz vereyim. nedir lan bu tripler?

en olmadı aç facebook'u, sevgilisinden yeni ayrılıp hayata meydan okuyanlar gibi "borsa sen düştün ama ben yıkılmadım ayaktayım" diye ileti yaz durum satırına. aç kelimatör oyna kafan dağılsın. sen o pozu yapmayınca borsanın düştüğü anlaşılmayacak sanki. sen misin lan borsanın artist oğlanı? iphone'unu, blackberry'sini artık her neyse alıp ver edeceksin kafasına bu zibidinin öyle adam olacak.
(ama arkadaslar iyidir, 08.10.2008 12:33 ~ 12:40)

ekim 2008 ertuğrul sağlam istifa açıklaması


yıldırım demirören'in suratına fırlatılası açıklama. sağlam, başarılı mıdır, başarısız mıdır bilemiyorum, beşiktaş'a seyir zevki veren bir top oynatamadı ama, onurlu bir adamdır. kulübün başındakiler beşiktaş'a şampiyonlar ligi finali dahi oynatsalar (ki bu bir balığın bisiklet kullanması kadar zor) ertuğrul kadar onurlu olamayacaklardır. önemli olan budur.

ertuğrul sağlam'ın tek yanlışı başarsız bir yönetim tarafından henüz hazır olmadan beşiktaş'ın başına gelmiş olmasıdır. ama hiçbir zaman beşiktaş başkanlığına hazır olamayacak bir adamın yıllardır başkanlık yaptığı bir takımın başına gelmiş çok mudur?

bu sezon, bu yönetimle beşiktaş'ımın hezimete uğramasını istiyorum. bunu bedava kombineye tav olan adamlar gibi günün beşiktaşlısı olduğum için değil, her zaman beşiktaşlı olduğum için istiyorum. beşiktaş bu haliyle benim için sadece bir çocukluk hatırasıdır.
(ama arkadaslar iyidir, 07.10.2008 14:39 ~ 14:40)

let's kick demirören out of football


üm kalbimle desteklediğim slogan. oyuncak etti beşiktaş'ı bu yıldırım demirören. zaten babası, erdoğan demirören'in yıllardır, oğlunu şirketlerden bir nebze uzak tutmak için bu adamı beşiktaş'a musallat ettiğini düşünürüm. her geçen gün yaptığım şakanın gerçek olma ihtimali beni korkutuyor. biri çocukluğumun en güzel hatırasını bu adamın elinden alsın artık ya. yapın şunu ya. bu sene ona kızgınlığımdan kombine bile almadım. kaç bin kişi maça gidiyor 100-200 kişi bir araya gelip yönetim istifa diye bağıramaz mı ya. bu kadar mı sizin beşiktaşlılğınız ya?
(ama arkadaslar iyidir, 07.10.2008 14:19 ~ 14:29)

Taşlanmış kota boykot

yavaş yavaş ölen kot taşlama işçilerinin yaşadıkları drama dikkat çekmek için başlattıkları boykottur. kot taşlama işçilerinin dramı arada bir gündeme geliyor. sonra unutulup gidiyor. biz bitti sansak da vitrinlerde ya da üstümüzde o kotları görmeye devam ettikçe, o kotların üretiminde gerekli önlemler alınmadıkça insanlar ölmeye devam edecek. "bu kadar basit mi ölüm?" diye soracak olursanız, evet o kadar basit.

boykot metni şöyle:

kot taşlama, satma, alma
boykota katil!

şirketlerin kot taşlama katliamını artık bilmeyen yok.
haberlerde çıktı kot taşlama işçileri, tv kanalları onların üzerinden reyting yaptılar.
gazetelerde boy boy resimleri çıktı, sayfa sayfa haber oldular, gazetelerin de tirajı arttı.
şimdi herkesin haberi var ama işçilerin durumunda hiçbir değişiklik yok.
devletin bu katliama karşı bir şey yapacağını düşünmek ahmaklık olurdu.
öyle ya önemli olan ihracatımız, gayrisafi milli hasılamız, patronların cebine dolan dolarlar, eurolar…
zaten patronlarla yönetenler aynı şebekenin elemanları değil mi.
komşuda pişer bakanlara, müsteşarlara da düşer.

katiller tezgahı çok iyi kurmuşlar, işçiler mahkemeler önünde ya da başka mercilerde ne bir sağlık güvencesi hakkı ne de tazminat alabiliyorlar.
çünkü sigortasız oldukları için bu işte çalıştıklarını ispat edemiyorlar.
hastalıktan dolayı başka bir işte çalışamıyorlar, yetmezmiş gibi ilaçlarını dahi alamıyorlar.

burada iş hepimize düşüyor, zaman dayanışmamızı gösterme zamanı.
zaman gözünü para hırsı bürümüş patronlara ve onların suç ortaklarına karşı çaresiz olmadığımızı sessiz kalmayacağımızı göstermenin zamanı.
çünkü hepimiz öyle ya da böyle aynı çarkın dişlileri altında eziliyoruz.
biz bu katliamları yapanlara, ezenlere, sömürenlere insanların hayatlarıyla oynayıp sonrada “biz lazerli sisteme geçtik” deyip işin içinden sıyrılmanın bu kadar kolay olmadığını gösterebiliriz.

nasıl mı?
bu şirketlerden taşlanmış ya da taşlanmamış kot ya da başka bir ürün satın almayarak ve bu tavrımızı çevremizde yaygınlaştırarak!

eğer bunu başarabilirsek;
hem bu katillere yaptıklarının bedelinin bir kısmını ödetmiş olacağız, hem de bir daha böyle bir şey yapacak olanlar bir kere değil bin kere daha düşünmek zorunda kalacak.

kot taşlama, satma, alma
boykota katil!

ayrıntılı bilgi için:

http://www.kottaslama.org
(ama arkadaslar iyidir, 06.10.2008 13:09 ~ 13:25)

Fırat Budacı

uğur gürsoy'un tavsiyesiyle diş hekimim olmuş kişidir. ağzımda geniş çaplı bir operasyona girişmiş, şimdilik üç dişimi hayata döndürmüştür. gördüğümüz kadarıyla işininin ehli biridir. uykusuz'daki yazıları da ayrıca iyidir. hafiften medya eleştirisine kayan bir içerik, düzgün bir türkçe ve yerinde mizah dozuyla doğrusu o işi de iyi kıvırmaktadır.
(ama arkadaslar iyidir, 14.09.2007 21:59)


uykusuz'daki köşesinde yaptığı tespitleri okuduktan sonra her geçen hafta "ulan fazla konuşmayayım buradadan bir tespit çıkarır; rezil oluruz" diye korka korka gittiğim diş hekimim; zaten dişçi koltuğu fobim var; bir de uykusuz'daki yazıları düşününce ne dese onaylıyorum. o ara nihat doğan'ın sanatsal değeri üzerine bir konuşma yapsa gıkım çıkmayacak o derece.(neyse ki yapmıyor)
şaka bir yana post ve tostmodern insanlık hallerine çok sahici dokunuşlar yapıyor fırat budacı. yazdıklarını edebi bir kurgu içine yedirse (belki gizli gizli yapıyordur da) memleketimizden david lodge ayarında yergici çıkması muhtemel. şimdi bu tespitten hareketle bana da her şeyi yabancı benzerleriyle referanslayan kolpa entellektüel damgasını yapıştıracaktır ama memlekette lodge muadili bir yergici bulamadım be sözlük. onu da benim cahilliğime verin gayrı.
(ama arkadaslar iyidir, 09.01.2008 14:02 ~ 13.04.2008 10:41)


kendini anlatmaktan ziyade yazılarını belirli bir kurguyla sunduğunu tahmin ettiğim yazar. o nedenle, başka bir açıdan bakarsak yaptığı işe edebiyat bile denilebilir. bunu kendi hayatı gibi sunabiliyorsa, bu durum fırat budacı'nın işini iyi yaptığının kanıtıdır.

ayrıca kendisi, gayet merkezi bir yerde muayenehanesi olan işinin ehli bir diş hekimidir. uykusuz dergisi'ndeki yazarlığı da hobi veya tam zamanlı iş değil, dünyayla bir meselesi olmasındandır. elbette bedavaya yazmıyordur ama bu işi yapmasının tek nedeninin para ve şöhret olmadığı aşikar. yani ne yaparsak yapalım kendisinden bir hıncal uluç çıkartamayız. nafile bir çaba olur bu.
(ama arkadaslar iyidir, 06.10.2008 17:59 ~ 18:03)

Ahmet Hakan


sevenin de sevmeyenin de okuduğu adam. bilinir ki, bu köşe yazmacılığında sihirli formüldür. yalnızca sevenlerin okuduğu yazarlar bir yerden öteye gidemezler. misal can dündar'ın ne yazacağını bir gün önceden tahmin edebilirsiniz ve onu sadece sevenleri okur. hatta bir saatten sonra sevenleri de ulan bu adam şaşırtmaz oldu der okumadan geçer. ama gördüğüm kadarıyla ahmet hakan'ı seven de sevmeyen de okuyor. diyeceğim o ki, konjonktür nedeniyle muhalif de deseniz, samimi değil de deseniz bu adam bu işi iyi kıvırıyor.(ki bence muhalifliğinin tek nedeni konjonktür değil) yiğidi öldürsek de hakkını vermek gerek.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 14:47 ~ 14:48)

Mircea Lucescu



ilk şartının sinan engin'in gönderilmesi olduğu söylenen kişi. ikinci şartı da yıldırım demirören'in gönderilmesi olsa dünya ahret hakkı ödenmezdi.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 13:08)

Annenin evdeki çikolatayı saklaması



annelerin genellikle bayram öncesi çocukların yağmasından korktuğu için başvurduğu yöntemdi. şimdiki gibi son güne bırakılmıyordu sanırım bayram alışverişi. bir hafta önceden alınıp evin bir noktasına saklanıyordu çikolatalar. birkaç arkadaştan daha doğrulattım sırf bize özgü değilmiş bu saklambaç.

bayrama doğru geri sayarken; annenin kabul gününe gidip evde yalnız kalınan anlar ise, annenin akla hayale gelmeyecek yerlere saklayabildiği çikolatayı bulmaya çalışmakla geçiyordu. üstelik bu arayışı iz bırakmadan yapmak, anne eve dönünce görmesin diye iz bırakmamak gerekiyordu. bulduktan sonra ise poşetin düğümünü veya çikolatanın kutusunu dikkatlice açmak, hiç açılmamış gibi kapatmak elzemdi. o yıllarda annemin tüm düğümlerini gemici düğümü gibi çözmüştüm şerefsizim. sağlam strateji gerektiren işlerdi bunlar. çok sherlock holmes'lar yetişti bu yolda. hele hele mahalleden arkadaşları eve çağırıp organize bir arayış sürdürmek de bir çözümdü ki, bunda tam bir ocean's eleven ambiyansı yaşanıyordu.

bunca zahmetin sonunda ele geçen çikolata da öyle şimdikiler gibi alengerli değildi hani. annem üç kalite çikolata alıp hepsini ayrı yere saklamıştı bir keresinde. mabelleri bulamayıp balin marka dandik çikolataya ulaşabilmiş, deli olmuştum. bayram sabahı mabel yüklükten çıkınca deli olmuştum valla.

8-9 yıldır fark ediyorum ki, annem çikolatayı,tatlıyı zorla yedirmeye çalışıyor. vay anam vay diyorum kendimce, çocukken ne mücadeleler vermiştik bunun için. şimdi anlıyorum ki, haklar mücadele ederek kazanılıyor dostlar. annenin sakladığı çikolatayı bulma azmi ve mücadelesini hayata tahvil etseydik rönesansı, reformu çok yıllar öncesinden yaşardık. yazık ki, hayata tahvil edemedik bu mücadeleyi. şimdiyse ne bizdeki o eski mücadele ruhu, ne çikolatalar da o eski tat var.
(ama arkadaslar iyidir, 03.10.2008 21:53 ~ 04.10.2008 13:02)

Yıldırım Türker



yoksulluk ve sadaka kültürüyle ilgili iç acıtan tespitlerle örülü bugünkü yazısının sonunda çalıştığı gazeteye -haklı olarak- sert bir eleştiri getirmiş yazar. yıldırım türker'den de bu beklenirdi.

"gazeteme not: o gün, manşete nal gibi harflerle “faşizmin ayak sesleri” yazıp, başbakan’ın münasebetsiz boykot çağrısını nazilerin kitap yakması fotoğrafıyla sunmak, ortaokul ikinci sınıf öğrencisi cin alilikten başka bir şey değildir. bu kadar zoraki bir analoji üstüne kurulan muhalefeti ciddiye almak ne mümkün? hayali ayak seslerine nazi postalı giydireceğinize asıl manşeti görüverseydiniz. bir torba bulgur için birbirini parçalayan insanları. radikal gazetesinden bu beklenirdi."

yazının tamamı için: http://www.radikal.com.tr/...29.09.2008&categoryid=97
(ama arkadaslar iyidir, 29.09.2008 15:35)

Güvenli ve Bilinçli İnternet Kullanımı


sınırlarının edibe sözen tarafından çizildiğini düşünmeye başladığım edim. gençleri koruma kanunu'nu çıkaramasak da de facto olarak internette yaşatabiliriz şiarıyla yürütülüyor sanki.
(ama arkadaslar iyidir, 28.09.2008 00:24 ~ 00:26)

Yaşar Alptekin



zamanında leonardo di caprio'yu kendi yakışıklılığına rakip gördüğü için titanic'i bile izlemeyen bir adamken şimdi estetiğe karşı olan bir adammış. toplum olarak 80'lerde bu abiye nasıl bir gaz verdiysek süper kafası olmuş. hızını alamamış kendini namaza adamış. evinde geçmiş hayatın pisliklerine rastladığı için her sabah eyüp sultan'a gider üçüncü safta yerini alırmış. o yasak danstan namaza geçiş de enteresan yalnız. hayatı uçlarda yaşayan insan yaşar. korkarım da camide kısa devre yapıp dansa dönmesinden korkarım. hacı amcaların kalbine iner vallahi.

http://www.haberler.com/...ptekin-kitap-yazdi-haberi/
(ama arkadaslar iyidir, 27.09.2008 21:27 ~ 28.09.2008 00:35)

zaman

bir zaman'lar hürriyet'in yaptığı iş olan iktidar tetikçiliğini üstlenmiş gibi görünen gazetedir. logosunda türkiye türklerindir yazan hürriyet'in "yüce devlet ülküsü" uğruna yaptığını, zaman da "ümmet milliyetçiliği" adına yapmaktadır. bunların hepsi aynı kapıya çıkmaktadır. reklam olarak çok şık bir iş olan birbirini anlama temalı zaman gazetesi reklamı'nın da ne kadar yalan olduğu böylece ortaya çıkmıştır.
(ama arkadaslar iyidir, 25.09.2008 09:10 ~ 21:08)

Dersim İsyanıyla Meşhur Tunceli'de doğmak

birbirini anlama temalı zaman gazetesi reklamının, reklam olarak çık şık, çok doğru olmakla beraber ne kadar yalan, ne kadar hayal olduğunu gösteren işaretlerden sadece biridir. son zamanlarda bu işaretler oldukça artmıştır.

bir reklamcılık düsturu vardır "iyi reklam kötü ürünü batırır" diye... iyi reklam kötü ürünü batırmak üzeredir. zaman bir süreliğine, konjonktür gereği girdiği demokrat kisvesinden hızla sıyrılmış, tarikat kisvesine bürünmüştür. bunu ümmet milliyetçiliği izleyecek gibi görünmektedir.

velhasıl; zaman, bir vakitler hürriyet'in iktidar için yaptığı iş olan "tetikçiliği" yapmaktadır. yeni iktidarın hürriyet'idir.
(ama arkadaslar iyidir, 25.09.2008 09:07 ~ 09:57)

Şeker Bayramı

rte'nin nasıl bir ayrim daha bulurum da memleketi karıştırırım diye bulaştığı bayramdır. bulaştığı ve duvara tosladıği iddiadir. osmanlı donemi boyunca ramazandan sonra kutlanan bayramın adı şeker bayramı olmuştur. illa bir kaynak istiyorsanız (bkz: tarih ve toplum dergisi)

tayyip erdogan kit tarih bilgisi, lümpen sığlığı ile bir konuda daha milleti bölmeye çalışmaktadır. ha şeker, ha ramazan. şeker deyince likörlü çikolatalar mı geliyor acaba bu tayyip'in aklına. şaşarım ben öyle akla. e partisinin ismiyle bile ak mı, akp mi diye tartışma çıkaran adamdan da bu beklenir. adalet ve kalkınma partisi nasıl olup da ak parti diye kısaltılıyorsa, ramazan bayramı da şeker bayramı diye açılabilir pekala.

yakışır kasımpaşalıma. yakışır vıcık vıcık sağ siyasete...

gelecek bölüm için:

(bkz: işçi bayramı değil bahar bayramı)
(bkz: nevruz degil hıdrellez)
(bkz: namussuz değil şerefsiz)
(ama arkadaslar iyidir, 24.09.2008 11:36 ~ 12:23)

22 Eylül 2008 Pazartesi

Ertuğrul Özkök

recep tayyip erdoğan'ın kendileri için yaptığı boykot çağrısını elbette yanlış, çirkin ve faşizan buluyorum da;

telefon çaldı arayan başbakandı günlerinden "tam 14 saat oldu telefonum hiç çalmadı" çizgisine gelmiş bir adamdır bu. (şarkı da damattan hani)
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 02:00 ~ 02:18)


belki de genel yayın yönetmenliğine başladığı günden bu yana ilk kez iktidarla kafa kol olamamanın şaşkınlığını o iktidarı devrimci yol ile kıyaslayarak atlatmaya çalışan genel yayın yönetmeni.

neymiş efendim, tayyip erdoğan'ın boykot çağrısı, devrimci yol'un 70'lerdeki cumhuriyet gazetesi boykotuna benziyormuş. hayır efendim ne devrimci yol, tayyip erdoğan'dır, ne cumhuriyet hürriyet'tir.

bir tarafta iktidar tarafından yürütülen bir susturma kampanyası vardır, öte tarafta devrimci yol'un gayet demokratik bir eylemi vardır. devrimci yol'un eylemi, cumhuriyet gazetesinin o zamanlar hala solcu olan okurlarına sahip çıkması içindir, akp'nin eylemi pisliklerinin ortaya çıkmasından korkmasındandır. o zamanki cumhuriyet gazetesinin suçu, okurlarının sesi olmamasıdır, şimdiki doğan grubu gazetelerinin derdi, iktidarla uygun bir zeminde buluşamamış olmasıdır.

sahi ertuğrul bey, ne zamandır başbakan tarafından aranmadınız?
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 14:18 ~ 14:29)

Rick Wright



tamamen evde geçirmeyi planladığım bu pazar günü kendisi için sabahtan akşama kadar pencereden yağmuru izleyerek pink floyd dinleyeceğim adam.

artık o da bir kuğu, tıpkı syd barret gibi...

if i were the swan, ı'd be gone
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 01:36)

Mad Men


müthiş bir senaryo işçiliği ve derinliğine sahip dizi. önceleri az buçuk içimde bulunduğum reklam dünyasının pisliklerini anlatıyordur dur bir izleyeyim iyi vakit geçiririm deyip, izledikten sonra bunun çok ötesinde olduğunu fark edip yamulduğum, üçer bölüm, üçer bölüm bünyeye indirdiğim dizi. senaryo ekibinde olmayı çok isterdim.

(ama arkadaslar iyidir, 23.05.2008 14:01 ~ 14:05)


reklamcılığın tanımı niteliğinde bir sahne barındıran dizi.

--- spoiler ---

1960'ların amerika'sındayız. sigaranın sağlığa zararları yeni yeni ayyuka çıkıyor ve sigara üreticileri üzerinde baskı artıyor. sigara üreticileri paketin üzerine sağlığa zararlıdır diye yazmamak için direnişte. dolayısıyla reklam ajanslarına da büyük iş düşüyor.

dizideki ajansımızın müşterisi de lucky strike... ve lucky strike bu krizden çıkış için bir formül istiyor ajansından. ajansımız ilk önce araştırma sonuçlarına dayanan bir kampanya sunuyor. işte araba da tehlikeli ama biniyoruz, demirden korkan trene binmez tarzında şeyler.

sigara üreticisi ürününün zararlı olmadığına o kadar inanıyor ki, bu kampanyaya çok sinirleniyor. dedesinin de sigara içtiğini ama 90'ınına kadar yaşadığını falan söylüyor. o sinirle tam toplantıyı terk edecekken baş kahramanımız don draper sahne alıyor ve sigarayı nasıl ürettiklerini soruyor lucky strike'cılara.

onlar da anlatıyor. işte önce kurutuyoruz, sonra kavuruyoruz falan diyor.

ve don draper o sihirli sözcüğü yazıyor tahtaya "it's toasted" (kavrulmuş)

müşteri i şaşkınlıkla soruyor: "ama bütün sigaralar kavrulur?"

don draper itiraz ediyor: "hayır diğerleri zararlıdır. lucky strike kavrulmuş...

draper sonra, "reklamcılık mutluluk üzerine kuruludur. mutluluk yeni araba kokusudur..." diye başlayan bir tirad geçiyor ve işi satıyor.

--- spoiler ---

herkes bir bakış açısıyla izleyebilir bu diziyi. ben kusursuz bir ironi olarak algılıyor ve ikinci sezonunu merakla bekliyorum.

ayrıca bu diziyi izleyip sevenler, şunu da okudu ve çok sevdi:
(bkz: reklamcı nedir)
(bkz: ilyas başsoy)
(ama arkadaslar iyidir, 19.09.2008 16:05 ~ 16:27

15 Eylül 2008 Pazartesi

Ağrı'nın Derinliği


içimizdeki ağrının ansızın geri tepmesini sağlayan ece temelkuran kitabı.

70'lerin sonu 80'lerin başı gibi doğanların ilk aşklarında ellerine aldığı ve sonra hiç unutmadığı şiiri yalnız bir opera'da murathan mungan,

" ve gün gelir bir gün, başka bir mevsim, başka bir takvim ve başka bir ilişkide o eski ağrı ansızın geri teper / umarım geri teper / yoksa gerçekten bitmişsinizdir"

demişti. bunu belki ilişkiler için söylemişti ama aynı coğrafya içinde yaşayan halklarda bir ilişki içinde değil midir? ermenilerle türklerin yaşadığı ayrılığın ağrısı geri tepmezse hakikaten biz de bitmişizdir. iki toplum olarak, iki kardeş olarak, o ağrıyla hesaplaşmadıkça insanlık adına bir şey söylemek zor.

işte ece temelkuran bu kitabıyla o çabaya girişiyor. kimisi öfkeli, kimisi mutedil birçok ermeniyle konuşuyor; ermenistan'daki ermenilerle de fransa'da, amerika'daki diaspora ermenileriyle de. bu işi tazminat düzeyine indirmişlerle de, samimiyetle çözülmesini isteyenlerle de. bu öylesine değerli bir çaba ki, buna bir gazetecinin kalkışması çok sevindirici. tüm medya, gündemin hızına ve şehvetine kapılmış günlük olarak çalışırken, birinin bir ağrıyı derinlerine kadar incelemesi hem dikkate, hem takdire şayan.

biz o ağrıyı içten gelen bir itki ve samimiyetle tekrar hatırlayıp çözmediğimiz için hrant'ın öldürülmesi ağrının sancılı ve üzücü bir şekilde geri tepmesini sağladı. tarih affetmiyor, ağrı illa ki bir yerlerinden tepiyor. biz derinlerine inip onu yok etmedikçe yine tepecek. diliyorum ki, ece temelkuran'ın bu kitabı bunun için bir adım olur.

temelkuran'ın ermenistan'daki bir kadın şairle konuşmasından aktardığı gibi, "ağrı bir yükselik değil, derinlik meselesi" her iki taraf samimiyetle derinine inmedikçe yine geri tepecek. kardeşimiz hrant'ın ölümünde olduğu gibi kahredici bir şekilde tepmemesi için her iki tarafın da o ağrıyı derinlerinde hissederek yok etmesi şart. kitabın ve temelkuran'ın derdi de bu zaten.
(ama arkadaslar iyidir, 17.07.2008 16:14 ~ 20.07.2008 10:41)

12 Eylül 2008 Cuma

28 yıl önce bugün



bir anlığına üzerinizden bir dozerin geçtiğini düşünün. dozerin geçtiğini ama ölmediğinizi; sakat kaldığınızı, aşağılandığınızı, ölen organlarınız diyelim ki, bir ayağınız için gözyaşı döktüğünüzü. iş göremez, koşup oynayamaz hale geldiğinizi; oturduğunuz yerde, hiç ayağa kalkmadan bir şeyler yapmaya çalıştığınızı... işte 12 eylül o dozerdir ve işte türkiye de altında ezilen "o yalnız ve güzel" ülkedir. bugün eksilen organlarımız için, onları hiç unutmayarak ağlama vaktidir.
(ama arkadaslar iyidir, 12.09.2008 12:27 ~ 12:32)

Kenan Evren

darbe gerçekleştirdiği için ergenekondan vesaireden yırtan paşa. niyetlenip başaramasaydı çoktan enselenmişti.

ona bugün ece temelkuran'ın seslendiğinden iyi seslenemem herhalde;

"kenan paşaaa! kenan paşaaa!
bugün 21 dakikalığına öl. öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. kenan efendiiii! bugün 12 eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle...
ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam kenan paşa!"

http://www.milliyet.com.tr/...20temelkuran&ver=99

(ama arkadaslar iyidir, 12.09.2008 12:18 ~ 12:19)

11 Eylül 2008 Perşembe

Moda İskelesi


eskiden moda iskelesi iken şimdi moda deniz fenerine dönüşen yer. hani dernek lokalleri vardır ya, aynen öyle. e koskoca mütedeyyin hortumlama derneğinin lokali de içkili olacak değil ya.
(ama arkadaslar iyidir, 11.09.2008 11:23 ~ 11:49)

Masumiyet Müzesi


hiç adetim olmadığı üzere nedense çıkar çıkmaz alıp bitirdiğim kitap. aslında bir müze kataloğu. elimizden kayıp giden duygular, eşyalar, şeyler üzerine nefis bir roman.

orhan pamuk'un bütün kitaplarını okudum. masumiyet müzesi'ne kadar da en sevdiğimin cevdet bey ve oğulları olduğunu söyleyip durdum. evet kara kitap yazım tekniği açısından bir devrimdi. yeni hayat postmodernizmin edebiyattaki tanımıydı. benim adım kırmızı ve beyaz kale tarihi romanın da iliklerine kadar edebi olabileceğinin tarifiydi. sessiz ev ve kar'ı nedense çok sevmemiştim.

ama masumiyet müzesi, -daha yeni bitirdiğim için erken mi konuşuyorum bilmiyorum- bence bugüne kadar okuduğum en iyi orhan pamuk romanı. yazarın ilk romanı cevdet bey ve oğulları'nın ben de sarsamadığı tahtı hem sarstı, hem devirdi.

bir kere öyle bir alıp götürüyor ki, okurken hiçbir şeyi sallamıyorsunuz. hiç yaşamadığım 70'ler filmlerden ve fotoğraflardan hatırladığım kadarıyla sürekli gözümde canlandı. zaten ismiyle beni tavlayan roman, cismiyle de ruhumu doyurdu.

romandan bahsetmeyeceğim. yeri değil, belki başka bir entryde altını çizdiğim yerleri paylaşırım ama söyleyeceğim şey varsa şudur; bitirdikten sonra sarhoşluk gibi, sinemadan yeni çıkmışlık gibi, anlatacak çok şeyim varmış da bugüne kadar biriktirmişim gibi bir duygu oldu bende... bilsinler ki, çok güzel bir kitap okudum.
(ama arkadaslar iyidir, 10.09.2008 12:59 ~ 11.09.2008 11:00)

8 Eylül 2008 Pazartesi

Baştan bozuk bu dünyanın temeli...

esengül'ün azap çemberi şarkısının başlangıç sözü. adorno'nun yanlış hayat doğru yaşanmaz'ının alternatif çevirisidir nezdimde. şarkının ilerleyen bölümünde geçen "biz tesadüf yaşıyoruz hepimiz" sözleri de bu savı destekler niteliktedir.

(ama arkadaslar iyidir, 08.09.2008 16:22 ~ 16:26)

Esengül


çok sonradan zuhal olcay'ın da söylediği, salim dündar'ın aynalar'ını, en taş kalpli aynayı bile kederinden çatlatacak bir yorumla söyleyen kişi. 70'lerin o karmakarışık havası ya da arabeskin masumiyet çağı da diyebiliriz onun yaptıklarına. bu kadar söylediklerini yaşayan bir yorumcuya rastlamak zor. ben doğmadan iki ay evvel, daha 24'ünde göçmüş şu hayattan.
(ama arkadaslar iyidir, 08.09.2008 15:03)

4 Eylül 2008 Perşembe

Bir süre yere paralel gittikten sonra


ismindeki çağrışıma dikkat etmeden bu sabah uçakta okumaya başladığım barış bıçakçı kitabı. (ki zaten uçak kazasıyla ilgil bir kitap değil) yanımda oturan hukuka giriş sınavına çalışan kızın, kitabın ismine çaktırmadan baktıktan sonra yüzünde beliren dehşet ifadesini görmeliydiniz.kitapla ilgili elbette yazacağım çok şey var, onu bir sonraki entrynin konusu yapacağız.
(ama arkadaslar iyidir, 03.09.2008 16:17 ~ 16:18)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

reklamcı nedir?


iş hayatının masumiyeti yok eden gücü üzerine etkileyici bir çalışma. ilyas başsoy'u tanıyanların hiç şaşırmayacağı, ama tanımayanların şöyle bir yerinden zıplayacağını düşünüyorum. çünkü kendisiyle öyle ya da böyle yolu kesişenler, sürprizlerine alışkındır.

kitabın ilanlarında "komik ve dehşetli bir masumiyeti kaybediş öyküsü" yazmış arkadaşımız, kitabı tamamıyla karşılayan bir cümle bu. aynı nedenle sadece bir reklamcılık kitabı değil de gözleri ışıl ışıl parlayan o akıllı ve iyi niyetli çocukların iş hayatına girince ne hale geldiğini görmek için de okunabilir. bu haliyle fena halde edebidir de.

bir de anladığım kadarıyla kişisel gelişim ya da mesleki eğitim kitaplarıyla karıştırmamak gerekir bu kitabı. eğer karıştırılırsa büyük ironi o zaman başlar. kendisini şahsen tanıdığım için bu ironiyi bilinçli olarak kullandığını düşünüyorum.

onu, kendisinin çok sevdiğini bildiğim vladimir nabokov'dan bu kitaba uygun bir alıntıyla selamlıyorum;

''bazı kimseler -ben de onlardan biriyim- mutlu sonlardan nefret ederler. kazık yemiş gibi oluruz biz. aslolan, zarara uğramaktır. felaket geliyorum derse gelmelidir. aşağıdaki köye ramak kala duran çığ, yalnızca doğaya değil, ahlaka da aykırı davranmıştır.''

vladimir nabokov-pnin romanından.

internet sitesi için:
http://www.reklamcinedir.com
(ama arkadaslar iyidir, 22.08.2008 15:53 ~ 26.08.2008 10:19)

26 Ağustos 2008 Salı

Büyük dizilerden büyük replikler

-anaaam katil geldi.

(bkz: bizimkiler)
(bkz: cafer)
(bkz: ercan yazgan)

10-15 yıl boyunca her hafta, her bölümde; devrilen çöp tenekelerini toplarken.
(ama arkadaslar iyidir, 23.08.2008 01:24 ~ 01:25)

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Türklerin vokalsiz gitara bakış açıları


akın eldes'in üç tane babalar gibi solo albümü (kafi, türlü, cango) varken, bulutsuzluk özlemi'nin eski, pinhani'nin yeni gitaristi diye bilinmesiyle örneklenecek bir bakış açısıdır.
(ama arkadaslar iyidir, 14.08.2008 20:58 ~ 20:59)

Liberal iğrenç bir sözcüktür

jean paul sartre'a ait bir özlü söz. liberalizmin bir daha hiç bu kadar iyi tanımlandığına şahit olmadım.
(ama arkadaslar iyidir, 20.08.2008 16:22)

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Elvan



2004 yılından eski bir entry; biri oyladı da hatırlattı kendini.

bir çocukluk gazozu. gazoz kapağı biriktirip oynadığımız yıllarda, az bulunduğundan çok değerliydi kapakları. hatta mahalle bakkalları elvan gazozu satan çocuklar, diğer mahallelere ihracatını yapardı bu kapakların. eskişehir bahcelievler mahallesinde 8 pepsi kapağına karşılık takas ettiğimi hatırlıyorum; neresinden bakarsanız bakın karlı bir alışverişti benim için; nasılsa bakkal yüksel amca daha çok elvan kapağı verirdi bana. (bkz: kayıp zamanın izinde)
(ama arkadaslar iyidir, 19.10.2004 11:22)

Umut Sarıkaya




bu ayki roll dergisine uzun, samimi ve yer yer kahkahalar attıran röportajı veren adam. bu güzel karikatür ve tespitlerin çıkmasını sağlayan ortamın nasıl oluştuğunu satır aralarından anlayabiliyorsunuz. çayırbaşı'ndan kendi deyimiyle kendi kuşağından herkesin güvenlik görevlisi olduğu bir mahalleden çıkmış umut sarıkaya. hatta bir gün mahalleden birinin durdurup sen nerde güvenliktin diye sorduğunu söylemiş. mahallerdeki fem dergisi örgütlenmelerine tepkisi ve akp muhalifliği sevindirici. bir de tıpkı kendi karakterlerinde görmeye alıştığımız şaşkınlıkla; murat belge'nin nasıl olup da osman yağmurdereli'nin milletvekili olduğu partiye destek olabildiğini anlamadığını söylüyor sarıkaya. öyle bir adam işte, senin benim gibi; ben tarabya'da inerken çayırbaşı'na devam eden adamlardan birisi nihayetinde.

edit olarak röportajın şurasını alıntılamak isterim:

"kitap okumamakla övünülüyor artık. "samimiyim ve bunu söylüyorum" deyince her şey halloluyor! samimiyet keşfedilince cehalet meşrulaştı. halbuki bir şey bilmemek, okumamak büyük ayıp."
(ama arkadaslar iyidir, 12.08.2008 23:39 ~ 23:48)

11 Ağustos 2008 Pazartesi

yasemin mori



hiç yeni bir şey keşfetmeye macalimin kalmadığı kirlilikte inatla dikkatimi çekmiş kişi. popçu kızlar sezen aksu, rockçı kızlar şebnem ferah'a benzeyecek kuralına (ki her ikisini de severim ama taklitlerinden sakınırım) gerek müzikal, gerek de vokal açısından çalım atmış bir arkadaş bu. en çok kuzgun'unu sevdim sanırım ama fikrim değişebilir.
(ama arkadaslar iyidir, 11.08.2008 17:40)

Orhan Kemal için bir kırık vals


kırık vals, sezen aksu'nun yeni albümünde yer alan bir şarkı. yıldırım türker'in arkadaş ıslıkları titretse camları diyerek orhan kemal'e ıslık çaktığı şarkı. duyduğum en iyi roman isimlerinden biriydi arkadaş ıslıkları... şarkı olup dillere karışması iyi. belki şarkıdan duyup okuyan da çıkar arkadaş ıslıklarını ki, orhan kemal'in valsleri de hep kırıktı, yoksul ve insancıl. sonra orhan kemal romanlarındaki çocuklar da kederli olsa da güzellerdi di mi?

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Ali Bulaç

başörtüsü nedeniyle ayrımcılık yapanların, insanları kıyafetleri ve inançları yüzünden sebepsizce mahkum edenlerin yaptığının aynısını metallica dinleyen kesime yapmış kişidir.

son yazdığı yazıyla nur serter ile üç beş kitap daha fazla okumak ve okuduğunu anlamamaktan başka bir farkı olmadığını göstermiştir. başka bir türkiye'de çok büyük rahatlıkla, cumhuriyet mitinglerinde kürsüde olanların dilini, tersten konuşabilir. (katılanları değil kürsüdekileri kastediyorum) çünkü onların karşı taraftaki karşılığıdır ali bulaç.

"laik ateist agnostik aczmendi müsveddeleri" tanımlamasının "türbanlı, cahil, köylü, yobaz" tanımlamasından kavram olarak hiçbir farkı yoktur.

ali bulaç, artık; nur serter, kemal alemdaroğlu, şener eruygur vesaire ile aynı ligdedir. ya da muhteşem takiye yeteneğiyle bugüne kadar o ligde olduğunu gizlemeyi başarmıştır. ciddiye alınmaması, içinde bulunduğu ligin düzeyi nedeniyle ciddiyet gereğidir.
(ama arkadaslar iyidir, 30.07.2008 16:30 ~ 16:36)

29 Temmuz 2008 Salı

Dolmabahçe mutabakatı

Dolmabahçe mutabakatı diye adlandırılan ve 27 Nisan 2008 tarihinde gerçekleşen görüşme her nedense, 17 aralık 2007'ye kadar sözlükte başlık haline gelmemişti. Durumdan vazife çıkararak Dolmabahçe Mutabakatı'nı, özetlemeye çalıştım 17 Aralık'ta... Zannediyorum Ergenekon süreciyle birlikte yeniden hatırlamakta fayda var. Özellikle Ertuğrul Kürkçü'nün geçtiğimiz pazar, (29 Temmuz 2008) Radikal İki'de çıkan yazısı çerçevesinde.


27 nisan 2007 muhtırasından bir hafta sonra asker ve hükümetin dolmabahçe sarayında gerçekleştirip bazı ortak müştereklerde anlaştığı buluşmanın anlı şanlı demokrasi tarihimize geçmiş ismi.

söylenenlere bakılırsa bu mutabakat sonucu ordu hükümeti devirmekten vazgeçmiş, hükümet de bir takım ödünler vermiş. acaba bu ödünlerin içinde sınır ötesi operasyon ve şu sivil olacağı söylenen anayasanın içeriğiyle ilgili şeyler de var mı? bilemiyoruz.

ancak şunu biliyoruz. evet bir mutabakat var. her iki taraf da kendi iktidarını perçinlemeye kararlı. hükümet,
hızla kadrolaşarak ve sadaka düzeni kurarak insanlara haklarını lutfen veriyor
elbette bunların sonucunda faşizan bir tutum takınmayı kendine hak görüyor,
ordu ise;
sınır ötesi müdahaleyle yedi cihana kudretini ispatlayarak iktidar tazeliyor.

velhasıl; alan memnun, satan memnun. kimi aklıevvellerce cumhuriyetin bekçisi addedilip antidemokratik bir şekilde sisteme müdahalesi beklenen asker, "etle tırnak gibiyiz" derken, demokrasi mücahidi akp, "asker konuşacak" deyiveriyor. orduyla hükümetin iktidar çekişmesi arasında "halktı", "adil paylaşım"dı kaybolup gidiyor.
(ama arkadaslar iyidir, 17.12.2007 18:21 ~ 08.02.2008 13:23)

Ertuğrul Kürkçü'nün geçtiğimiz hafta sonu çıkan yazısına da bu çerçevede bir göz atmak gerek:

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=890411&Date=29.07.2008&CategoryID=42

islamcılık ambalajına sarılmış neoliberalizm

Site işini yeni çekip çevirmeye başladığım için zaman zaman aklıma düşen (ki sağolsun bu entryi nihavent uvertur hatırlattı) eski entryleri buraya kopyalamak suretiyle arşiv işini halledeceğim. Aşağıdaki entry, 2007'nin son günlerinde yazıldı.

akp hükümeti aracılığıyla bize yutturulmaya çalışan şeydir. bu sebeple tartışmalar başörtüsü, inançlar seviyesine inmiştir. bu tam da onların isteğidir. ama bizim sözde solcularımız, tıpkı önüne yumak atılmış kedi gibi hala ambalajla vakit geçirmeye devem ediyorlar.

ümit kıvanç'ın geçen gün bir yazısında belirttiği üzere; tansu çiller ve mesut yılmaz'ın en büyük hatası neoliberalizmi, olduğu gibi sunmaya kalkışmalarıydı, bu yüzden tukaka oldular. ama akp, maşallah formülü buldu; islamcılık sosuyla dayıyor gümbür gümbür neoliberalizmi.

peki şu aşağıdakiler ne olacak;

hükümet ve etrafındakilerin sebepsiz zenginleşmesi,
her şeyin hızla özelleşmesi,
tüketme, borçlanma, borçlandırma eksenine oturmuş uyutma hareketi,
sendikal mücadeleye indirilen darbeler,
polis vazife ve salahiyet kanunu
yavaş yavaş tepeden tabana yayılan sadaka ve minnettarlık düzeni (insanlara haklarının sadaka gibi verilmesi)

tüm bu işaretler ve niceleri gümbür gümbür bir neo-liberal düzeninin ayak sesleridir. şimdiye kadar bu konuda hiç bu kadar çok taviz verilmemiştir.

alan razı, satan razı peki bu cemaat hareketinin dışında kalan ve hızla yoksullaşan insanların haklarını kim anlatmalı?

hangi siyasi parti, hangi hareket, hangi yazar? işte buna ihtiyaç var.
(ama arkadaslar iyidir, 14.12.2007 20:48 ~ 20:55)

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Su ve biber gazıyla demokrasi


Oldukça yeni tarihli bir entrym:

akp'nin demokrasi tanımıdır. son olarak dün grev uyarısı yapmak isteyen istanbul büyükşehir belediyesi işçilerini böylece püskürtmüşler.

ergenekon ile demokrasi cengaveri rolünü üstlenen akp'nin ne kadar samimiyetsiz olduğunun göstergelerinden biridir bu.

yanlış anlaşılmasın ergenekon sürecini, o süreçte tutuklananları desteklemiyorum. bilakis çoğunun hakettiğini düşünüyorum. ama buradan akp'nin payına bir demokrasi mücahidi rolü biçmeyelim diyorum.

çünkü o akp'nin 1 mayıs'ını da, işçiye emekçiye karşı tavrını da gördük, hiçbiri demokrasinin sağlaması gereken özgürlükleri kapsamıyordu. grev uyarısı yürüyüşünü su ve biber gazıyla dağıtmak bu tahammülsüzlüğün göstergesidir.

akp'nin niyetinin ergenekon ile demokrasiye çıkmak olmadığı aşikar. akp yalnızca kendi hesabını görmekte, bunda doğru işler de yapmaktadır. ama tekrar tekrar söylüyorum bu samimi bir çaba değildir. kendi hesabını gördükten sonra ötesine berisine hiç karışmayacak gibidir.

son olarak ufuk uras'ın meclise verdiği geçmişe dönük darbeleri araştırma teklifine verecekleri tepki, -ki, olumsuz gibi görünüyor- akp'nin niyetini açık edecektir.


(ama arkadaslar iyidir, 18.07.2008 13:46 ~ 13:56)

ertuğrul özkök bir halk kahramanı

Ertuğrul Özkök'ün "gidiyorum" deyip de gitmediği yazısı üzerine yazdığım entry ve açtıım başlık.

pazar günkü son yazısından sonra özkök'ün edindiği yeni misyon ve ileride çekmeyi düşündüğüm belgesel filmin ismi. ne de olsa kendisi yeni bir moda akımının öncüsü. çiçekli bermuda, abercrombie tişört ve parmak arası terlik ve ipod'dan mütevellit bir reçete sunmuş hazret bize.
ertuğrul özkök'ün seçtikleri albümünden sonra, çiçekli don, çiçekli tişört ve parmak arası terlikten oluşan kombinasyonunun vitrinlerde ertuğrul özkök'ün seçtikleriyle etiketiyle yer almasını umuyoruz.

ertuğrul özkök'ü gidiyorum dediği yerde bulduk ve sunduğu reçeteyle fotoğrafladık.

seksi fotoğrafı için tıklayınız

(çalışma el emeği göz nurudur)

(ama arkadaslar iyidir, 15.04.2008 11:51 ~ 14:03)

telefon çaldı arayan başbakandı



Ertuğrul Özkök'ün meşhur repliğinden yola çıkarak açtığım bir başlık ve yazdığım bir entry, 2006'nın en beğenilenleri arasındaydı ve galiba benim de en çok oylanan girişim:

tipik bir ertuğrul özkök cümlesi. başbakandı kısmını istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

telefon çaldı arayan karl marx'tı: dostum karl hüzünlü bir petersburg kışında şöminesinin başındaydı. teorisinin nasıl çöktüğünden bahsetti. 1800 bilmem kaç kışında aynı şeylere inandığımızı, ama çöküşü ondan önce tahmin ettiğimi söyleyemedim. kibar insandı karl, teorisini götünden anladığımı pat diye yüzüme vurmadı.

telefon çaldı arayan hillary clinton'du: hacıdan'ın kebaplarının ne kadar lezzetli olduğundan bahsetti. ertuğrul'cum yine götürür müsün beni hacıdan'a dedi. doğrusu eski bir first lady ile acılı adana üstüne künefe yemenin huzuru hiçbir şeye benzemiyordu

telefon çaldı arayan fyodor'du: raskolnikov'un çektiği acıların aslında kendi acıları olduğunu söyledi. fyodor'u teselli için marmaris'e davet ettim. doğrusu biraz kanının ısınması gerektiğini söyledim. yaza oradayım dedi.

telefon çaldı arayan che guevara'ydı. şöyle oturup bir puro içemediğimizden yakındı. yakında o da olur dedim. 62 bolivya'sında içtiğimiz romun tadının hala ağzımdan gitmediğini söyledim. papermoon'da tekrarlamak için sözleştik. hediye olarak bir kanuni motosiklet gönderdim ernesto'ya. burada ince bir mesaj vardı aslında. kanuni sultan süleyman gibi devrimcisin demek istemiştim kendisine.

telefon çaldı arayan madonna'ydı. paris konserinde içine don giymediğinden söz etti. ertuğrul'cum artık şu donları atalım, özgürlüğe koşalım dedi. acaba bir gün taksim'de de bütün kızlar donlarını atar mı diye geçirdim içinden. o günlerin hayaliyle yudumladım viskimi. acaba acaba bir gün sertap erener de içine don giymeyebilir miydi? doğrusu eurovision'u almış bir türk starına çok yakışırdı bu.
(ama arkadaslar iyidir, 14.11.2006 12:47 ~ 18:57)

kontra pedal



bir çocukluk anımın entry haline gelmiş şekli:

arka tekerlek durmakta çok ısrar edince ön tekerleğin bisikletten bağımsız bir şekilde siktir olup gitmesini sağlayabilen bir fren sistemi.

şimdinin pc'cileri karşısında mac'ciler gibiydik biz kontracılar. azınlıktık, ama azınlık olmamıza aldırmadan bir havalara girerdik. pinokyocular ve bmxciler kalabalık bir grupken biz kontracılar, ayrıcalıklı bir masonik yapılanmanın üyeleri gibi birkaç kişi takılırdık. kontrada markadan önce bu özellik geliyordu zira; bmw de alsanız onun adı bmw değil kontraydı. bir fren yaptınız mıydı; toprak zeminse ortalığı tozutur (ki bu bir kavga sebebiydi), asfalt zeminse şanınız yürüsün kabilinde simsiyah bir leke bırakırdı. bir pinokyocu kıçını yırtsa o izi bırakamazdı. ezcümle; ucuza kaçılmış bir fren sistemi olan kontra, çocukların gözünde bir karizma meselesi olmuştu bir kere.

kontra pedaldan nereye geçeceğim. şuraya geçeceğim;

nesrin'ler uzak bir mahallede otururdu; ya da şöyle söyleyeyim annemin pazara giderken büyük bir kararlılıkla tarif ettiği sınırların dışına tekabül ediyordu onların evi. nesrin dediğim ilkokul aşkım. yani upuzun yaz tatilinde yüzünü görememek bana acayip koyacağından annemin çizdiği sınırlara uymama kararı aldıran bir hatun kişi.

ve bir yaz akşamüstünde mahalleden kankalarım egemen ve fahrettin'i de nesrinlerin mahallesine gitme konusunda ikna etmeyi başaracaktım.

plan şuydu; hızla nesrin'lerin mahallesine gidecektik. tam nesrin'lerin yanına gelince bisikletin kıçı kaydırmak suretiyle (elbette kontra pedal marifetiyle) nesrin'e olan aşkımı gösterecektim; ne de olsa bisiklet kontraydı ve buna fazlasıyla imkan tanıyordu. fahrettin ve egemen ise yaverlerim gibi iki yanımdan gidecek; "vay abi ne göt attırdın ama; kontra mı?" sorusunu soracaklardı. eğer bu işlem başarıyla atlatılırsa nesrin'in de bana aşık olma ihtimali yüksekti. kendimi inandırmıştım en azından.

her neyse, gençler marka gazozlar hızla yudumlandı ve yola çıkıldı. (egemen'in gazoz parasını ben vermek durumunda kalmıştım. ama umrumda bile değildi; ne olursa olsun gidilecek ve nesrin'e klark çekilecekti) amacım tam nesrin'lerin ip atladıkları yerin yanına yaklaştığımızda bisiklete şimdiki adıyla spin attırmaktı. yaklaştım yaklaştım ve tam nesrin'in yanında frene bir asıldım ki.... sonrasında hatırladığım tek şey bisikletin ön tekerleğini egemen'in sokağın diğer başından getirmesi oldu. arka tekerlek öylesine büyük bir aşkla durmak istemişti ki, ön tekerlek işi inada bindirerek yolculuğuna devam etmişti. fahrettin beni yerden kaldırırken nesrin'in de diğer kızlar gibi güldüğünü gördüğümü hatırlıyorum. kalbim kırılmıştı bir kere, dizlerimin kanamasına bile aldırmadım. nesrin'in de diğer kızlardan farkı yoktu işte. onlar gibi kıkır kıkır gülüyordu. aşkımı içime attım, kontra pedalımı fahrettin yardımıyla bisikletçi metin'e doğru yola çıkardım. (ön tekerlek omzuma asılıydı) bir daha nesrin'lerin sokağına hiç gitmedim ve kontra pedalımı da eskisi kadar sevmedim. benim için o gün kontra pedal efsanesinin bittiği gündür.
(ama arkadaslar iyidir, 19.12.2006 09:41 ~ 17:01)

Seksi fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği

başta hürriyet gazetesi olmak üzere türk medyasının internet gazeteciliğine yeni bir açılım getiren yaklaşımı. dünyada örneği var mı bilmiyorum ama olsa olsa bulvar gazetelerinde vardır; biz de ise en yaygınından en dandiğine çoğunda var. gazetecilikte önce haberi haber yapan şartlar oluşur sonra fotoğraf bulunur ya; artık bu süreci terse çevirdiler sağ olsunlar. (gerçi fotoğrafın haber olduğu durumlar da vardır ama onlar istinaidir) önce diyelim ki, üçer beşer kate moss fotosu topluyorlar sonra haber metnini yalapşap oluşturuveriyorlar. sonra nutuklar atılıyor işte gazetecilik refleksleri falan; ertuğrulcuğum sağ olsun yarın bunu büyük bir buluş olarak sunuverir neme lazım.

bu arada seksi fotoğrafları için tıklayınız


(ama arkadaslar iyidir, 21.02.2007 12:41 ~ 12:53)

25 Temmuz 2008 Cuma

dekolte bluz giyip göğüs çatalını elle kapatmak

Daha yeni tarihli bir entry, 2007'den, başlık da bana ait ve başlığın ilk entrysi.

bir erkek olarak şu hayatta en gıcık olduğum kadın hareketlerinin başında gelen harekettir. zira insanı direk töhmet altında bırakır. sanki siz sürekli bakıyormuşsunuz da müdahale olarak el ile önlem alınıyormuş gibi. iş toplantısı olsun, arkadaş ortamı olsun bu hareketi yapan kadınlara içten içe kinleniyorum ve tüm hemcinslerimi bu kinlenmeye ortak olmaya çağırıyorum. madem bir rahatsızlığın var, boğazlı kazak falan giy di mi? niye karşındaki adamı huzursuz ediyorsun ki. bir gün cinnet getirip kapattığı o göğüs çatalına kalem fırlatacağım o kadının o olacak sonunda. benim seçici olduğum iş görüşmesinde yapılsa sırf o eli oraya götürdü diye işe almam bu kadını. yahut madem dekolte giyindin fora et gitsin. şarkın dandadadan'dan zın zın olarak gelsin.

edit: sivri burunlu ayakkabı giyen kariyer kadınlarına ithaf edilmiştir. onların o içten pazarlıklı kariyer planlarının yanında bu entry masum bile kalır. onlar yükselme amaçlı olarak kadınlıklarını kullanıyor da biz bir davranış kalıplarını eleştirince mi kıyamet kopuyor. o sebeple şahsıma "sana ne?" yahut "bilip bilmeden konuşma" şeklinde dostane uyarılarda bulunan arkadaşlara, "size ne oluyor yahu?" deme hakkımı saklı tutuyorum.
(ama arkadaslar iyidir, 17.02.2007 00:02 ~ 05.03.2007 17:46)

V şeklinde uçan kuş sürüsü diyalogları

2005 yılında aynı başlık altına yazdığım iki entry. (başlık bana ait değildir)

-galiba kamil abi bir ibnelik yapıyor abi, v'nin tabanında olduğunu gördün mü hiç?
-harbiden ya, adam ne zaman baksan ense
-rüzgarı karşıdan alınca sinüzütü azıyormuş abi (üçüncü kuş)
-sıçtırmasın sinüzütüne götünden alınca neresi azıyormuş
-dayanışma değil midir abiler, bugün kamil abi yarın biz (beşinci kuş)
-kamil'in sinüzütü azıyosa göçe katılmasın abi, halaya giren kolunu sallar...
-ah ah yeni nesil böyle işte nerede o eski göçler, eski dayanışma ruhu
(ama arkadaslar iyidir, 30.06.2005 12:31 ~ 18:38)


-------------

-bu göçte v'yi hangi fontta yapıyoruz abi
-önlerden biri times new roman dedi ama
-yok oğlum sıcak iklimlere gidiyoruz şöyle comic sans falan olur ne öyle kırk yıllık ciddi times ile
-bizim necati'nin babası bookman old style yapıcaz demiş
-yok ebesinin amı hiyeroglif yazsaydık, bu çağda bookman
-valla kafam karıştı abi
-takma kafanı sen oraya yaklaşırken bir son dakka işi çıkarırız
-hooop abiler şahsi muhabbet yok, konstrasyon bozulmasın içgüdüye bırakın olayı
-evet abi kendi içimize dönelim, kendimiz olalım.

Ölünce Şeytanla Karşılaşan Rıdvan


2005 yılında yazdığım ve sevdiğim bir entry (başlık bana ait değildir)


-korsanla mücadele bürosuna götürün arkadaşı
-abi açıklayabilirim
-neyi açıklayacaksın ulan; itibarını iki paralık ettin şeytanlık müessesinin
-abi valla gazeteci arkadaşlar...
-siktirme ulan gazeteci arkadaşlarını
-abi gol olur abi
-gol mü dedin, hayrettin'e golün var mı senin?
-olmaz mı abi; kaç tane istiyorsun?
-kamil gel oğlum, bu arkadaşı şuradaki yeşil kazaklının yanına götür
-ooo hayrettin'cim sen de mi buradaydın?
-buradayım abi, dünyada çektiğim yetmiyormuş gibi burada da ekibi toplayıp kabusu sürdüreceklermiş; dante'miymiş neymiş bir ibne varmış; neymiş efendim her suçun cezası kendi meşrebinde verilmeliymiş
-vay amına koyiyim hayrettin o zaman yakarlar beni ya; ulan bu şeytan ismini bana koyanın var ya
-bu dante denen ibne hangi takımda oynuyordu abi (sessizce durmakta olan takoz recep araya girer ki onun da cezası rövaşatayla kendi kalesine gol atma cinsinden verilmektedir)
- ooo ersun hoca sen mi geldin? (hep bir ağızdan, eski muhabbet yarıda kalır)
-he ya kenarda hakan şükür'ü bekleyecekmişim, ha bir de gelirken ibrahim üzülmez'i gördüm, yazık çocuğa ya
-ne oldu ki hocam
-bağlamışlar halatla koşmaya çalışıyor çocuk; saçı başı dağıtmış
-siki tuttuk var ya oğlum
-tuttuk ki ne tuttuk
(ama arkadaslar iyidir, 22.06.2005 12:05 ~ 14:22)