30 Mayıs 2009 Cumartesi

Ergenekon Davası üzerinden zihniyet polisliği



Ergenekon Davası toplumdaki kutuplaşmayı iyice derinleşti. Ne yazık ki, her iki taraftan kimi aydınlar da taraf değil taraftar olmuş durumda. Bir taraf "Ergenekon diye bir şey yok" gibi son derece tehlikeli bir söylemle ortaya çıkarken, diğer taraf Ergenekon'u eleştirilemeyecek kadar kusursuz bir noktaya çekmeye çalışıyor.

Davanın başından beri takip ettiğim yazarlar içinde öyle ya da böyle taraftar kisvesine bürünmeyenler de var. Bunların belki de en net olanı Ahmet İnsel.

Ahmet İnsel'in Mayıs 2009 tarihli Birikim'deki yazısı davanın seyrini ve geldiği noktayı gayet akil bir şekilde ortaya koyuyor. Bu yazıyı ve bu yazıya ilişkin bir röportajı aşağıda linkleriyle paylaşmak isterim.

Yazı için:



Röportaj için:

4 Kasım 2008 Salı

Yılmaz Büyükerşen


kulüp başkanı değil, belediye başkanı olduğu unutulandır. belediye başkanı dediğin şehrin başkanıdır, futbol takımının değil. x topçusu ferrari alacak, y topçusu mankenlerle yiyecek diye belediye kaynaklarını çarçur etmez. türkiye'de gelişen yanlış örneklerden hareketle futbol takımı üzerinden yılmaz büyükerşen'i yıpratmaya çalışmak ayıptır. ona kemal unakıtan gibi kasaba tüccarı rolü yüklemeye çalışmak gereksiz bir uğraştır.

kaldı ki, yılmaz büyükerşen'in eskişehirspor ile ilgili bir çözüm önerisi de vardır, ama kafalar küçük olunca, kafalar kemal unakıtan gibi futbolu siyasete alet etmeyi kolay çözüm olarak gördükçe bu modeli uygulamak zordur.

bakın ne öneriyor yılmaz büyükerşen es-es için:

"öncelikle yasalar bizim profesyonel futbola destek olmamızı engelliyor" diyerek söze giriyor büyükerşen. zaten eskişehirspor'a maddi yardımda bulunmayacağını birinci başkanlık döneminde açıkça dile getirdiğini söyleyen büyükerşen, "takım kötü sonuçlar aldığında beni istifaya çağırdılar. ama ben taviz vermedim. çünkü benim için önemli olan sosyal çıkardır" diyor.
büyükerşen, "tiko para" vermektense tüm türkiye için bir model önerdiğini hatırlatıyor: "1992'de anadolu üniversitesi'nde rektörken spor yüksekokulu kurmak istedim ancak bütçe sıkıntısı nedeniyle yök izin vermiyordu. ben de eskişehirspor yönetimine 'siz elinizdeki tesisleri bize tahsis edin, biz de tüm sporcularınızı üniversitede işçi statüsüne alıp sigortalı yapalım. sporcularınız üniversitenin otobüsünden uçağına, yemeğinden yatağına kadar imkânlarından yararlansın. iyi bir hoca getirelim hem takımı çalıştırsın hem üniversitede ders versin. yetiştirdiğimiz sporculardan kendinize kaynak yaratın' dedik. bu önerim bugün de geçerlidir. 81 ilde bu model uygulanabilir." ancak bu model "hoca bedava takım sahibi olmak istiyor" denilerek reddediliyor.

büyükerşen, bugünkü eskişehirspor yönetimine şirket kurmalarını öneriyor: "ayrıca gelir giderler için yan şirketler kurulsun. arazi vs konularında destek oluruz. öbür türlü direkt maddi destek çok külfetli. çünkü istenilen paralar çok yüksek. o paralarla birçok kentin altyapısı yapılır." diyor.

http://www.referansgazetesi.com/...aspx?hbr_kod=97374
(ama arkadaslar iyidir, 04.11.2008 13:57 ~ 15:23)

Sergen Yalçın


Sergen Yalçın için, ilki 2006'da olmak üzere 3 giriş yapmışım Ekşi Sözlük'te, üçü de benim yorumumdan ziyade kendisinin enteresanlıkları. Aslına bakarsanız bu üçü de tanımlıyor Sergen'i. Ne sahada, ne saha dışında sıradanlığın baskısına boyun eğiyor o. Şöylece;


diğer futbolcuların aksine barbie skandalında adının geçmesiyle ilgili haberleri yalanlamayarak "ne yani karaoke bara mı gitseydim?" gibisinden bir cevap vermiş ve magazin basınıyla nasıl taşak geçileceğini cümle aleme göstermiş bir kişidir.
(ama arkadaslar iyidir, 14.04.2006 16:31 ~ 16:33)


bugünkü hürriyet spor ekinde yayınlanan röportajında;

"bazı teknik direktörler, "doksan dakika koşan bir takım oluşturacağım" diyor. sırf koşanlarla futbol takımı kurulsaydı, dünyada atlet kalmazdı"

diyen adam. haksız değil.
(ama arkadaslar iyidir, 27.05.2008 10:32 ~ 11:01)


köşe yazarlığında da kıvrak çalımlar atmaya başlamış adam.

evvela, bugünkü yazısına "mustafa'yı tartışıyoruz" diye başlık atıp gündeme göz kırpmış. elbette kemal olan değil, denizli olan mustafa'yı tartışmış.

orta sahadaki büyük boşluğu büyük okyanusa benzetmiş,

delgado'yu falkland savaşı sırasında ingiltere'ye gitmiş bir arjantinli gibi ürkek olmakla suçlamıştır.

köşe yazıları için profesyonel bir yardım almıyorsa futbol yazarlığında tıpkı futbolundaki gibi özel bir üslup oluşturma kaygısı içinde olduğu açıkça görülüyor.
(ama arkadaslar iyidir, 03.11.2008 11:03 ~ 04.11.2008 10:49

Yaftalama Temalı Zaman Gazetesi Reklamı


danıştay saldırısının faili için dindar değil rakı içerdi diye etiketli başlık atan, kemal kılıçdaroğlu'nu dersim isyanıyla meşhur tuncelili diye etiketlemeye kalkan bir işletmenin ürünüyle kel alaka reklamı. (örnekler çoğaltılabilir)

ajanstaki çocuklar çok iyimser düşünmüş besbelli. ama zaman gazetesi okumadıkları için, ama yanlış yönlendirildikleri için böyle bir işe imza atmışlar. fikir olarak güzeldir, prodüksiyonu iyidir ama ürünü anlatmıyorsa o reklam faydadan çok zarar verir. midpoint'te masada oturup bu reklamı biz yaptık diye hava atmak mümkündür, güzeldir ama zaman gazetesi'ni de tanımak lazımdır reklamını yapmak için.oysa bu özelliği olmasa da, bu kadar kolay yalanlanmayacak başka bir özelliği öne çıkartılabilir pekala.

içinde fındık olmayan çikolatanın reklamını fındıklı diye yapın da görün bakalım neler oluyor. reklamcılığın ilk ve önemli kurallarından biridir; iyi reklam kötü ürünü batırır. bu konuda ülkemizde verilen en klişe örnek 80'li yılllardaki reklamıyla hatırladığımız jil çoraplarıdır. "atın atın eski çoraplarınızı atın" diye bangır bangır reklam yapan bu marka, inanılmaz kalitesiz çoraplar ürettiği için aynı hızla batmıştır. çünkü reklama aldanan millet çoraba abanmış, kalitesiz olduğunu görünce ikinci kez almamışlardır. böylelikle, belki reklam yapmasa tıngır mıngır gidecek ama batmayacak bir marka olan jil kendi reklamıyla kendini batırmıştır. bu reklam başarılı mıdır? hayır değildir. o zamanın şartlarına göre fikir güzeldir, prodüksiyon iyidir ama ürüne uygun değildir.

bu reklamı algılayıp, bu reklamın itkisiyle zaman gazetesi'ni alacak kişi de birkaç örnekte bu gerçeği fark edecektir ya da zaten fark etmiştir. velhasıl hoş ama boş bir reklamdır bu. zaman gazetesi cemaat aracılığıyla sattığı abonelerine yine ulaşmaya devam edecektir. ama ona bir artı bile katamayacaktır bu reklam.
(ama arkadaslar iyidir, 31.10.2008 13:34 ~ 14:19)

Rambo Okan


kestirmeden birinci olarak organizasyonla taşak geçmiş ve sırf bu yüzden birinciliği birden fazla kere hak etmiş kişi.

avrasya maratonu gibi muhteşem bir tanıtım ve organizasyon fırsatını kullanamayan, dünyanın star atletlerini yarışa dahil edemeyen, organizasyonu bir türlü çekici hale getiremeyen ve adeta bir ramazan panayırı ciddiyetiyle yürüten istanbul büyükşehir belediyesi'ne kapak olmuş bu. helal sana rambo...
(ama arkadaslar iyidir, 28.10.2008 11:48 ~ 12:35)


kupayı geri almak üzere kendisine ulaşan istanbul büyükşehir belediyesi spor a.ş. yetkilileriyle kafa bulmaya devam eden kahraman. kupasını kırıp denize attığını söylemiş rambo ve çok isterseniz kartondan kupa veririm size diyerek gönlünü de almış yetkililerin.

ama şartları var elbette:

"birincilik ödülü olarak sizin bana 60 bin dolar vermeniz lazım. eğer bu ödülü verirseniz, ben de kartondan bir kupa yaptırıp size gönderirim”

diyerek yarış organizatörlerini bir de borçlu çıkarmış rambo. helal olsun ya, çok farkında olmadan da olsa son yılların en güzel kafasını yapmış rambo. milliyet gazetesi, "hiç utanmıyor" diye vermiş haberi. niye utansın ya? organizasyonu düzenleyenler utansın. rambo gönüllerin şampiyonudur artık. utanmak ne kelime ne kadar gururlansa azdır.

http://www.milliyet.com.tr/....2008&b=hic%20utanmiyor
(ama arkadaslar iyidir, 29.10.2008 09:56 ~ 10:21)

Mezbaha No:5


(bkz: her şey güzeldi ve hiç acıtmadı)
(ama arkadaslar iyidir, 20.10.2008 11:52)


bazen ince ince, bazen kalın kalın taşak geçen kitap.

"amerika dünyanın en zengin devletidir, fakat insanları ekseriyetle fakirdir ve fakir amerikalılar kendi kendilerinden nefret etmeye sevk edilirler. amerikan mizaçı, kin hubbard'ın dediği gibi, "fakirlik ayıp değildir, ama pekala olabilirdi de." her ne kadar amerika fakirlerin devleti olsa da, bir amerikalı için fakir olmak tam anlamıyla suçtur. tüm diğer devletlerin halk öykülerinde fakir ama son derece bilgi ve erdemli, dolayısıyla güç ve varlık sahibi olanlardan çok daha itibarlı insanları vardır. amerikalı fakirler arasında ise bu tür öyküler anlatılmaz. onlar kendilerini aşağı görüp, kendilerinden daha iyi konumlarda olanları yüceltirler. yiyecek içecek satılan en berbat işletmenin sahibi de fakirdir, şu zalim soruyu soran tabelayı görme ihtimaliniz çok yüksektir: "madem bu kadar zekisin, neden zengin değilsin?"..."
(ama arkadaslar iyidir, 26.10.2008 23:23)

Mircea Lucescu

ilk şartının sinan engin'in gönderilmesi olduğu söylenen kişi. ikinci şartı da yıldırım demirören'in gönderilmesi olsa dünya ahret hakkı ödenmezdi.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 13:08)


fenerbahçe'ye gelmiş olan teknik direktördür.

http://www.facebook.com/...860962&id=654903584&ref=nf
(ama arkadaslar iyidir, 24.10.2008 18:34)