22 Eylül 2008 Pazartesi

Ertuğrul Özkök

recep tayyip erdoğan'ın kendileri için yaptığı boykot çağrısını elbette yanlış, çirkin ve faşizan buluyorum da;

telefon çaldı arayan başbakandı günlerinden "tam 14 saat oldu telefonum hiç çalmadı" çizgisine gelmiş bir adamdır bu. (şarkı da damattan hani)
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 02:00 ~ 02:18)


belki de genel yayın yönetmenliğine başladığı günden bu yana ilk kez iktidarla kafa kol olamamanın şaşkınlığını o iktidarı devrimci yol ile kıyaslayarak atlatmaya çalışan genel yayın yönetmeni.

neymiş efendim, tayyip erdoğan'ın boykot çağrısı, devrimci yol'un 70'lerdeki cumhuriyet gazetesi boykotuna benziyormuş. hayır efendim ne devrimci yol, tayyip erdoğan'dır, ne cumhuriyet hürriyet'tir.

bir tarafta iktidar tarafından yürütülen bir susturma kampanyası vardır, öte tarafta devrimci yol'un gayet demokratik bir eylemi vardır. devrimci yol'un eylemi, cumhuriyet gazetesinin o zamanlar hala solcu olan okurlarına sahip çıkması içindir, akp'nin eylemi pisliklerinin ortaya çıkmasından korkmasındandır. o zamanki cumhuriyet gazetesinin suçu, okurlarının sesi olmamasıdır, şimdiki doğan grubu gazetelerinin derdi, iktidarla uygun bir zeminde buluşamamış olmasıdır.

sahi ertuğrul bey, ne zamandır başbakan tarafından aranmadınız?
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 14:18 ~ 14:29)

Rick Wright



tamamen evde geçirmeyi planladığım bu pazar günü kendisi için sabahtan akşama kadar pencereden yağmuru izleyerek pink floyd dinleyeceğim adam.

artık o da bir kuğu, tıpkı syd barret gibi...

if i were the swan, ı'd be gone
(ama arkadaslar iyidir, 21.09.2008 01:36)

Mad Men


müthiş bir senaryo işçiliği ve derinliğine sahip dizi. önceleri az buçuk içimde bulunduğum reklam dünyasının pisliklerini anlatıyordur dur bir izleyeyim iyi vakit geçiririm deyip, izledikten sonra bunun çok ötesinde olduğunu fark edip yamulduğum, üçer bölüm, üçer bölüm bünyeye indirdiğim dizi. senaryo ekibinde olmayı çok isterdim.

(ama arkadaslar iyidir, 23.05.2008 14:01 ~ 14:05)


reklamcılığın tanımı niteliğinde bir sahne barındıran dizi.

--- spoiler ---

1960'ların amerika'sındayız. sigaranın sağlığa zararları yeni yeni ayyuka çıkıyor ve sigara üreticileri üzerinde baskı artıyor. sigara üreticileri paketin üzerine sağlığa zararlıdır diye yazmamak için direnişte. dolayısıyla reklam ajanslarına da büyük iş düşüyor.

dizideki ajansımızın müşterisi de lucky strike... ve lucky strike bu krizden çıkış için bir formül istiyor ajansından. ajansımız ilk önce araştırma sonuçlarına dayanan bir kampanya sunuyor. işte araba da tehlikeli ama biniyoruz, demirden korkan trene binmez tarzında şeyler.

sigara üreticisi ürününün zararlı olmadığına o kadar inanıyor ki, bu kampanyaya çok sinirleniyor. dedesinin de sigara içtiğini ama 90'ınına kadar yaşadığını falan söylüyor. o sinirle tam toplantıyı terk edecekken baş kahramanımız don draper sahne alıyor ve sigarayı nasıl ürettiklerini soruyor lucky strike'cılara.

onlar da anlatıyor. işte önce kurutuyoruz, sonra kavuruyoruz falan diyor.

ve don draper o sihirli sözcüğü yazıyor tahtaya "it's toasted" (kavrulmuş)

müşteri i şaşkınlıkla soruyor: "ama bütün sigaralar kavrulur?"

don draper itiraz ediyor: "hayır diğerleri zararlıdır. lucky strike kavrulmuş...

draper sonra, "reklamcılık mutluluk üzerine kuruludur. mutluluk yeni araba kokusudur..." diye başlayan bir tirad geçiyor ve işi satıyor.

--- spoiler ---

herkes bir bakış açısıyla izleyebilir bu diziyi. ben kusursuz bir ironi olarak algılıyor ve ikinci sezonunu merakla bekliyorum.

ayrıca bu diziyi izleyip sevenler, şunu da okudu ve çok sevdi:
(bkz: reklamcı nedir)
(bkz: ilyas başsoy)
(ama arkadaslar iyidir, 19.09.2008 16:05 ~ 16:27

15 Eylül 2008 Pazartesi

Ağrı'nın Derinliği


içimizdeki ağrının ansızın geri tepmesini sağlayan ece temelkuran kitabı.

70'lerin sonu 80'lerin başı gibi doğanların ilk aşklarında ellerine aldığı ve sonra hiç unutmadığı şiiri yalnız bir opera'da murathan mungan,

" ve gün gelir bir gün, başka bir mevsim, başka bir takvim ve başka bir ilişkide o eski ağrı ansızın geri teper / umarım geri teper / yoksa gerçekten bitmişsinizdir"

demişti. bunu belki ilişkiler için söylemişti ama aynı coğrafya içinde yaşayan halklarda bir ilişki içinde değil midir? ermenilerle türklerin yaşadığı ayrılığın ağrısı geri tepmezse hakikaten biz de bitmişizdir. iki toplum olarak, iki kardeş olarak, o ağrıyla hesaplaşmadıkça insanlık adına bir şey söylemek zor.

işte ece temelkuran bu kitabıyla o çabaya girişiyor. kimisi öfkeli, kimisi mutedil birçok ermeniyle konuşuyor; ermenistan'daki ermenilerle de fransa'da, amerika'daki diaspora ermenileriyle de. bu işi tazminat düzeyine indirmişlerle de, samimiyetle çözülmesini isteyenlerle de. bu öylesine değerli bir çaba ki, buna bir gazetecinin kalkışması çok sevindirici. tüm medya, gündemin hızına ve şehvetine kapılmış günlük olarak çalışırken, birinin bir ağrıyı derinlerine kadar incelemesi hem dikkate, hem takdire şayan.

biz o ağrıyı içten gelen bir itki ve samimiyetle tekrar hatırlayıp çözmediğimiz için hrant'ın öldürülmesi ağrının sancılı ve üzücü bir şekilde geri tepmesini sağladı. tarih affetmiyor, ağrı illa ki bir yerlerinden tepiyor. biz derinlerine inip onu yok etmedikçe yine tepecek. diliyorum ki, ece temelkuran'ın bu kitabı bunun için bir adım olur.

temelkuran'ın ermenistan'daki bir kadın şairle konuşmasından aktardığı gibi, "ağrı bir yükselik değil, derinlik meselesi" her iki taraf samimiyetle derinine inmedikçe yine geri tepecek. kardeşimiz hrant'ın ölümünde olduğu gibi kahredici bir şekilde tepmemesi için her iki tarafın da o ağrıyı derinlerinde hissederek yok etmesi şart. kitabın ve temelkuran'ın derdi de bu zaten.
(ama arkadaslar iyidir, 17.07.2008 16:14 ~ 20.07.2008 10:41)

12 Eylül 2008 Cuma

28 yıl önce bugün



bir anlığına üzerinizden bir dozerin geçtiğini düşünün. dozerin geçtiğini ama ölmediğinizi; sakat kaldığınızı, aşağılandığınızı, ölen organlarınız diyelim ki, bir ayağınız için gözyaşı döktüğünüzü. iş göremez, koşup oynayamaz hale geldiğinizi; oturduğunuz yerde, hiç ayağa kalkmadan bir şeyler yapmaya çalıştığınızı... işte 12 eylül o dozerdir ve işte türkiye de altında ezilen "o yalnız ve güzel" ülkedir. bugün eksilen organlarımız için, onları hiç unutmayarak ağlama vaktidir.
(ama arkadaslar iyidir, 12.09.2008 12:27 ~ 12:32)

Kenan Evren

darbe gerçekleştirdiği için ergenekondan vesaireden yırtan paşa. niyetlenip başaramasaydı çoktan enselenmişti.

ona bugün ece temelkuran'ın seslendiğinden iyi seslenemem herhalde;

"kenan paşaaa! kenan paşaaa!
bugün 21 dakikalığına öl. öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. kenan efendiiii! bugün 12 eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle...
ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam kenan paşa!"

http://www.milliyet.com.tr/...20temelkuran&ver=99

(ama arkadaslar iyidir, 12.09.2008 12:18 ~ 12:19)

11 Eylül 2008 Perşembe

Moda İskelesi


eskiden moda iskelesi iken şimdi moda deniz fenerine dönüşen yer. hani dernek lokalleri vardır ya, aynen öyle. e koskoca mütedeyyin hortumlama derneğinin lokali de içkili olacak değil ya.
(ama arkadaslar iyidir, 11.09.2008 11:23 ~ 11:49)

Masumiyet Müzesi


hiç adetim olmadığı üzere nedense çıkar çıkmaz alıp bitirdiğim kitap. aslında bir müze kataloğu. elimizden kayıp giden duygular, eşyalar, şeyler üzerine nefis bir roman.

orhan pamuk'un bütün kitaplarını okudum. masumiyet müzesi'ne kadar da en sevdiğimin cevdet bey ve oğulları olduğunu söyleyip durdum. evet kara kitap yazım tekniği açısından bir devrimdi. yeni hayat postmodernizmin edebiyattaki tanımıydı. benim adım kırmızı ve beyaz kale tarihi romanın da iliklerine kadar edebi olabileceğinin tarifiydi. sessiz ev ve kar'ı nedense çok sevmemiştim.

ama masumiyet müzesi, -daha yeni bitirdiğim için erken mi konuşuyorum bilmiyorum- bence bugüne kadar okuduğum en iyi orhan pamuk romanı. yazarın ilk romanı cevdet bey ve oğulları'nın ben de sarsamadığı tahtı hem sarstı, hem devirdi.

bir kere öyle bir alıp götürüyor ki, okurken hiçbir şeyi sallamıyorsunuz. hiç yaşamadığım 70'ler filmlerden ve fotoğraflardan hatırladığım kadarıyla sürekli gözümde canlandı. zaten ismiyle beni tavlayan roman, cismiyle de ruhumu doyurdu.

romandan bahsetmeyeceğim. yeri değil, belki başka bir entryde altını çizdiğim yerleri paylaşırım ama söyleyeceğim şey varsa şudur; bitirdikten sonra sarhoşluk gibi, sinemadan yeni çıkmışlık gibi, anlatacak çok şeyim varmış da bugüne kadar biriktirmişim gibi bir duygu oldu bende... bilsinler ki, çok güzel bir kitap okudum.
(ama arkadaslar iyidir, 10.09.2008 12:59 ~ 11.09.2008 11:00)

8 Eylül 2008 Pazartesi

Baştan bozuk bu dünyanın temeli...

esengül'ün azap çemberi şarkısının başlangıç sözü. adorno'nun yanlış hayat doğru yaşanmaz'ının alternatif çevirisidir nezdimde. şarkının ilerleyen bölümünde geçen "biz tesadüf yaşıyoruz hepimiz" sözleri de bu savı destekler niteliktedir.

(ama arkadaslar iyidir, 08.09.2008 16:22 ~ 16:26)

Esengül


çok sonradan zuhal olcay'ın da söylediği, salim dündar'ın aynalar'ını, en taş kalpli aynayı bile kederinden çatlatacak bir yorumla söyleyen kişi. 70'lerin o karmakarışık havası ya da arabeskin masumiyet çağı da diyebiliriz onun yaptıklarına. bu kadar söylediklerini yaşayan bir yorumcuya rastlamak zor. ben doğmadan iki ay evvel, daha 24'ünde göçmüş şu hayattan.
(ama arkadaslar iyidir, 08.09.2008 15:03)

4 Eylül 2008 Perşembe

Bir süre yere paralel gittikten sonra


ismindeki çağrışıma dikkat etmeden bu sabah uçakta okumaya başladığım barış bıçakçı kitabı. (ki zaten uçak kazasıyla ilgil bir kitap değil) yanımda oturan hukuka giriş sınavına çalışan kızın, kitabın ismine çaktırmadan baktıktan sonra yüzünde beliren dehşet ifadesini görmeliydiniz.kitapla ilgili elbette yazacağım çok şey var, onu bir sonraki entrynin konusu yapacağız.
(ama arkadaslar iyidir, 03.09.2008 16:17 ~ 16:18)