10 Ekim 2008 Cuma

Beşiktaş


yıldırım demirören ve takımın başına sardığı basiretsizler gidene kadar, tek bir maçını izlememeye, desteklememeye, yenildikçe sevinmeye, şampiyon olsa bile umursamamaya ve sorulduğunda "çocukken beşiktaşlıydım" demeye karar verdiğim takımdır.

tüm değerlerini yiyip yiyip bitirmişken, beşiktaşlıktan çıkıp fenerbahçe olmuşken hala beşiktaş'ı destekleyip "iyi günde kötü günde" diyen adamların da beşiktaşlı olduğuna inanmıyorum. yönetim ve sinan engin gitmedi diye bu yıl kombine almamıştım, ama ne yalan söyleyeyim bir arkadaşım, "almadın mı hala?" dediği zaman burulmuş, alsam mı acaba diye düşünmüştüm. şimdi iyi ki, almamışım diyorum. alsaydım da yakardım o kombineyi, sırf o koltuk boş kalsın diye.

daha önce de yazmıştım, beşiktaş artık benim için sadece bir çocukluk hatırasıdır.

ben artık beşiktaş'ı değil, beşiktaşlılığı destekliyorum. bu yönetimdeki adamların, beşiktaşlılık dediğimiz o şeyin ruhuna fatihi okudukları da çok oldu zaten.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 12:11 ~ 12:17)


aşk bazen vazgeçmektir sözünü iyi bilenlerin takımıdır.

başında "beşiktaşlılık değerlerini dümdüz eden adamlar varsa, bu adamlara tepki göstermenin tek yolu o tribünleri boş bırakmaktan yahut gidip "yönetime tepki göstermekten" geçiyorsa, tüm bunlar beşiktaş'ın başındaki bu sevimsiz adamların gitmesine katkıda bulunacaksa beşiktaşlılık vazgeçmektir.

bilenler bilir, beşiktaşlılık hep kazanmayı istemek demek değildir. beşiktaşlılık, hani o rasim kara dönemindeki ikinciliğe şampiyonluktan daha fazla sevinebilmektir.

beşiktaşlılık bu yönetimin oyuncağı olmak, safdillik yapmak değildir.

nasıl da kavramlar çarpıtılıyor, nasıl da söylenenler tersinden anlaşılıyor;

şu an beşiktaş'ın başındaki yönetimin fetişizmi başarı. başarı gelmezse vur gitsin kıçına tekmeyi. beşiktaş böyle değildi. gordon milne'in ilk yıllarında şampiyon olunmasa da kimse bir yere gönderilmezdi. zaten şampiyonluklar da başarılar da, o sabırla, o inançla geldi.

kimsenin derdi başarı değildir. herkesin derdi beşiktaşlılıktır bu camiada. bilmeyenler, öğrenmeli yeni yetme gibi çıkışlar yapmamalıdır.

aşk bazen vazgeçmektir. yıldırım demirören'in çiftliğe, oyuncağa çevirdiği takımı destekleyip, değerlerin dümdüz edilmesine seyirci kalacaksınız asıl siz beşiktaş'ı sevmiyorsunuz demektir.

"söylenmemiş aşkın güzelliğiyle", demiş şair. biz aşkımızı içimize attık. aşk uğruna aşktan vazgeçtik.

ibrahim altınsay'ın dün dediği gibi, türk futbolu beşiktaş'ını kaybetmiştir.

beşiktaş bu değildir. beşiktaş bir zengin çocuğunun hoyratça kullandığı oyuncağı olmamalıdır. bu saatten sonra şampiyon olsa, avrupa'da kupa alsa ne yazar. mevzu budur. o değerleri yeniden kazanmanın tek yolu dibe vurmaksa, dibe vursun artık diyoruz biz de.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 13:04 ~ 13:16)


yıldırım demirören ve sinan engin yönetiminde kurtlar vadisi olacaksa, yaprak dökümü olmasını yeğlediğim takım.

ali rıza bey de seba oluyor herhalde bu durumda.

oğuz dediğin yıldırım demirören.

ferhunde, sinan engin. (haydaaa'nın önerisiyle sinan engin'i cevriye hanım yapmak daha doğru sanırım ne de olsa ferhunde'nin az da olsa seveni var)

mıy mıy olmamaktan kasıt buysa, birileri beşiktaşı illa ki, kurtlar vadisi yapmak istiyorsa, buyursunlar yapsınlar arkadaş. vazgeçtik diyoruz işte. geçti bizim devrimiz.
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 13:20 ~ 13:29)

Tim Burton filmi gibi rüya görmek



kendimi portakal kabuğu dolu bir havuzda boğulurken görünce "hah şimdi oldu" dediğim şeydir. bütün gece anasonlu nargile tüttürüp uykuya yatınca böyle oluyor demek. havuzdan güç bela çıkıyorum, portakal kabuğundan duvarlar üzerime yıkılıyor, ne lan bu?
(ama arkadaslar iyidir, 10.10.2008 14:19)

Engin Ceber


"demokrasi cenagaveri" bir iktidarın döneminde, demokratik bir hakkını kullanmak istediği için işkenceyle öldürülen kişi.

ergenekon mücadelesinin, kişisel hesaplaşmayla değil, demokrasiyle ilgili olan her hamlesine destek vermiştik. peki orada demokrasi arayanlar, burada hangi demokrasiye göre hareket ediyor.

akp'nin demokrasisi, önceki iktidarlardan farklı değildir, budur. ne yazık ki, engin ceber ne ilk, ne de sondur. derin devleti bitirmeye azmetmiş ya da öyle görünmeye çalışan birileri, yüzeydeki bu cinayetler için neler diyecekler acaba, çok merak ediyorum?
(ama arkadaslar iyidir, 09.10.2008 11:00 ~ 10.10.2008 10:41)

Ekonomik kriz haberlerindeki mahvolmuş borsacı


borsa düşsün de poz yapayım diye orada durduğunu zannettiğim borsacı. ulan üzülmenin başka yolu yok mudur pezevenk, hemen aynı poz, aynı tripler. git tuvalette ağla kimse görmesin, hemen niye mahvoluyorsun ki, öyle.

hep o eski usül ticaret kaybolduğu için oldu bunlar. esnaf dükkanında böyle bir durum olsa, hemen oradan kalender bir amca ortaya çıkar herkese çay söylerdi. yok ki, öyle adam. pezevenklerin bütün hayatı birbirlerinin kuyusunu kazmakla geçiyor tabii. sonra mahvoldum, kafamı iki elimin arasına alayım poz vereyim. nedir lan bu tripler?

en olmadı aç facebook'u, sevgilisinden yeni ayrılıp hayata meydan okuyanlar gibi "borsa sen düştün ama ben yıkılmadım ayaktayım" diye ileti yaz durum satırına. aç kelimatör oyna kafan dağılsın. sen o pozu yapmayınca borsanın düştüğü anlaşılmayacak sanki. sen misin lan borsanın artist oğlanı? iphone'unu, blackberry'sini artık her neyse alıp ver edeceksin kafasına bu zibidinin öyle adam olacak.
(ama arkadaslar iyidir, 08.10.2008 12:33 ~ 12:40)

ekim 2008 ertuğrul sağlam istifa açıklaması


yıldırım demirören'in suratına fırlatılası açıklama. sağlam, başarılı mıdır, başarısız mıdır bilemiyorum, beşiktaş'a seyir zevki veren bir top oynatamadı ama, onurlu bir adamdır. kulübün başındakiler beşiktaş'a şampiyonlar ligi finali dahi oynatsalar (ki bu bir balığın bisiklet kullanması kadar zor) ertuğrul kadar onurlu olamayacaklardır. önemli olan budur.

ertuğrul sağlam'ın tek yanlışı başarsız bir yönetim tarafından henüz hazır olmadan beşiktaş'ın başına gelmiş olmasıdır. ama hiçbir zaman beşiktaş başkanlığına hazır olamayacak bir adamın yıllardır başkanlık yaptığı bir takımın başına gelmiş çok mudur?

bu sezon, bu yönetimle beşiktaş'ımın hezimete uğramasını istiyorum. bunu bedava kombineye tav olan adamlar gibi günün beşiktaşlısı olduğum için değil, her zaman beşiktaşlı olduğum için istiyorum. beşiktaş bu haliyle benim için sadece bir çocukluk hatırasıdır.
(ama arkadaslar iyidir, 07.10.2008 14:39 ~ 14:40)

let's kick demirören out of football


üm kalbimle desteklediğim slogan. oyuncak etti beşiktaş'ı bu yıldırım demirören. zaten babası, erdoğan demirören'in yıllardır, oğlunu şirketlerden bir nebze uzak tutmak için bu adamı beşiktaş'a musallat ettiğini düşünürüm. her geçen gün yaptığım şakanın gerçek olma ihtimali beni korkutuyor. biri çocukluğumun en güzel hatırasını bu adamın elinden alsın artık ya. yapın şunu ya. bu sene ona kızgınlığımdan kombine bile almadım. kaç bin kişi maça gidiyor 100-200 kişi bir araya gelip yönetim istifa diye bağıramaz mı ya. bu kadar mı sizin beşiktaşlılğınız ya?
(ama arkadaslar iyidir, 07.10.2008 14:19 ~ 14:29)

Taşlanmış kota boykot

yavaş yavaş ölen kot taşlama işçilerinin yaşadıkları drama dikkat çekmek için başlattıkları boykottur. kot taşlama işçilerinin dramı arada bir gündeme geliyor. sonra unutulup gidiyor. biz bitti sansak da vitrinlerde ya da üstümüzde o kotları görmeye devam ettikçe, o kotların üretiminde gerekli önlemler alınmadıkça insanlar ölmeye devam edecek. "bu kadar basit mi ölüm?" diye soracak olursanız, evet o kadar basit.

boykot metni şöyle:

kot taşlama, satma, alma
boykota katil!

şirketlerin kot taşlama katliamını artık bilmeyen yok.
haberlerde çıktı kot taşlama işçileri, tv kanalları onların üzerinden reyting yaptılar.
gazetelerde boy boy resimleri çıktı, sayfa sayfa haber oldular, gazetelerin de tirajı arttı.
şimdi herkesin haberi var ama işçilerin durumunda hiçbir değişiklik yok.
devletin bu katliama karşı bir şey yapacağını düşünmek ahmaklık olurdu.
öyle ya önemli olan ihracatımız, gayrisafi milli hasılamız, patronların cebine dolan dolarlar, eurolar…
zaten patronlarla yönetenler aynı şebekenin elemanları değil mi.
komşuda pişer bakanlara, müsteşarlara da düşer.

katiller tezgahı çok iyi kurmuşlar, işçiler mahkemeler önünde ya da başka mercilerde ne bir sağlık güvencesi hakkı ne de tazminat alabiliyorlar.
çünkü sigortasız oldukları için bu işte çalıştıklarını ispat edemiyorlar.
hastalıktan dolayı başka bir işte çalışamıyorlar, yetmezmiş gibi ilaçlarını dahi alamıyorlar.

burada iş hepimize düşüyor, zaman dayanışmamızı gösterme zamanı.
zaman gözünü para hırsı bürümüş patronlara ve onların suç ortaklarına karşı çaresiz olmadığımızı sessiz kalmayacağımızı göstermenin zamanı.
çünkü hepimiz öyle ya da böyle aynı çarkın dişlileri altında eziliyoruz.
biz bu katliamları yapanlara, ezenlere, sömürenlere insanların hayatlarıyla oynayıp sonrada “biz lazerli sisteme geçtik” deyip işin içinden sıyrılmanın bu kadar kolay olmadığını gösterebiliriz.

nasıl mı?
bu şirketlerden taşlanmış ya da taşlanmamış kot ya da başka bir ürün satın almayarak ve bu tavrımızı çevremizde yaygınlaştırarak!

eğer bunu başarabilirsek;
hem bu katillere yaptıklarının bedelinin bir kısmını ödetmiş olacağız, hem de bir daha böyle bir şey yapacak olanlar bir kere değil bin kere daha düşünmek zorunda kalacak.

kot taşlama, satma, alma
boykota katil!

ayrıntılı bilgi için:

http://www.kottaslama.org
(ama arkadaslar iyidir, 06.10.2008 13:09 ~ 13:25)

Fırat Budacı

uğur gürsoy'un tavsiyesiyle diş hekimim olmuş kişidir. ağzımda geniş çaplı bir operasyona girişmiş, şimdilik üç dişimi hayata döndürmüştür. gördüğümüz kadarıyla işininin ehli biridir. uykusuz'daki yazıları da ayrıca iyidir. hafiften medya eleştirisine kayan bir içerik, düzgün bir türkçe ve yerinde mizah dozuyla doğrusu o işi de iyi kıvırmaktadır.
(ama arkadaslar iyidir, 14.09.2007 21:59)


uykusuz'daki köşesinde yaptığı tespitleri okuduktan sonra her geçen hafta "ulan fazla konuşmayayım buradadan bir tespit çıkarır; rezil oluruz" diye korka korka gittiğim diş hekimim; zaten dişçi koltuğu fobim var; bir de uykusuz'daki yazıları düşününce ne dese onaylıyorum. o ara nihat doğan'ın sanatsal değeri üzerine bir konuşma yapsa gıkım çıkmayacak o derece.(neyse ki yapmıyor)
şaka bir yana post ve tostmodern insanlık hallerine çok sahici dokunuşlar yapıyor fırat budacı. yazdıklarını edebi bir kurgu içine yedirse (belki gizli gizli yapıyordur da) memleketimizden david lodge ayarında yergici çıkması muhtemel. şimdi bu tespitten hareketle bana da her şeyi yabancı benzerleriyle referanslayan kolpa entellektüel damgasını yapıştıracaktır ama memlekette lodge muadili bir yergici bulamadım be sözlük. onu da benim cahilliğime verin gayrı.
(ama arkadaslar iyidir, 09.01.2008 14:02 ~ 13.04.2008 10:41)


kendini anlatmaktan ziyade yazılarını belirli bir kurguyla sunduğunu tahmin ettiğim yazar. o nedenle, başka bir açıdan bakarsak yaptığı işe edebiyat bile denilebilir. bunu kendi hayatı gibi sunabiliyorsa, bu durum fırat budacı'nın işini iyi yaptığının kanıtıdır.

ayrıca kendisi, gayet merkezi bir yerde muayenehanesi olan işinin ehli bir diş hekimidir. uykusuz dergisi'ndeki yazarlığı da hobi veya tam zamanlı iş değil, dünyayla bir meselesi olmasındandır. elbette bedavaya yazmıyordur ama bu işi yapmasının tek nedeninin para ve şöhret olmadığı aşikar. yani ne yaparsak yapalım kendisinden bir hıncal uluç çıkartamayız. nafile bir çaba olur bu.
(ama arkadaslar iyidir, 06.10.2008 17:59 ~ 18:03)

Ahmet Hakan


sevenin de sevmeyenin de okuduğu adam. bilinir ki, bu köşe yazmacılığında sihirli formüldür. yalnızca sevenlerin okuduğu yazarlar bir yerden öteye gidemezler. misal can dündar'ın ne yazacağını bir gün önceden tahmin edebilirsiniz ve onu sadece sevenleri okur. hatta bir saatten sonra sevenleri de ulan bu adam şaşırtmaz oldu der okumadan geçer. ama gördüğüm kadarıyla ahmet hakan'ı seven de sevmeyen de okuyor. diyeceğim o ki, konjonktür nedeniyle muhalif de deseniz, samimi değil de deseniz bu adam bu işi iyi kıvırıyor.(ki bence muhalifliğinin tek nedeni konjonktür değil) yiğidi öldürsek de hakkını vermek gerek.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 14:47 ~ 14:48)

Mircea Lucescu



ilk şartının sinan engin'in gönderilmesi olduğu söylenen kişi. ikinci şartı da yıldırım demirören'in gönderilmesi olsa dünya ahret hakkı ödenmezdi.
(ama arkadaslar iyidir, 05.10.2008 13:08)

Annenin evdeki çikolatayı saklaması



annelerin genellikle bayram öncesi çocukların yağmasından korktuğu için başvurduğu yöntemdi. şimdiki gibi son güne bırakılmıyordu sanırım bayram alışverişi. bir hafta önceden alınıp evin bir noktasına saklanıyordu çikolatalar. birkaç arkadaştan daha doğrulattım sırf bize özgü değilmiş bu saklambaç.

bayrama doğru geri sayarken; annenin kabul gününe gidip evde yalnız kalınan anlar ise, annenin akla hayale gelmeyecek yerlere saklayabildiği çikolatayı bulmaya çalışmakla geçiyordu. üstelik bu arayışı iz bırakmadan yapmak, anne eve dönünce görmesin diye iz bırakmamak gerekiyordu. bulduktan sonra ise poşetin düğümünü veya çikolatanın kutusunu dikkatlice açmak, hiç açılmamış gibi kapatmak elzemdi. o yıllarda annemin tüm düğümlerini gemici düğümü gibi çözmüştüm şerefsizim. sağlam strateji gerektiren işlerdi bunlar. çok sherlock holmes'lar yetişti bu yolda. hele hele mahalleden arkadaşları eve çağırıp organize bir arayış sürdürmek de bir çözümdü ki, bunda tam bir ocean's eleven ambiyansı yaşanıyordu.

bunca zahmetin sonunda ele geçen çikolata da öyle şimdikiler gibi alengerli değildi hani. annem üç kalite çikolata alıp hepsini ayrı yere saklamıştı bir keresinde. mabelleri bulamayıp balin marka dandik çikolataya ulaşabilmiş, deli olmuştum. bayram sabahı mabel yüklükten çıkınca deli olmuştum valla.

8-9 yıldır fark ediyorum ki, annem çikolatayı,tatlıyı zorla yedirmeye çalışıyor. vay anam vay diyorum kendimce, çocukken ne mücadeleler vermiştik bunun için. şimdi anlıyorum ki, haklar mücadele ederek kazanılıyor dostlar. annenin sakladığı çikolatayı bulma azmi ve mücadelesini hayata tahvil etseydik rönesansı, reformu çok yıllar öncesinden yaşardık. yazık ki, hayata tahvil edemedik bu mücadeleyi. şimdiyse ne bizdeki o eski mücadele ruhu, ne çikolatalar da o eski tat var.
(ama arkadaslar iyidir, 03.10.2008 21:53 ~ 04.10.2008 13:02)

Yıldırım Türker



yoksulluk ve sadaka kültürüyle ilgili iç acıtan tespitlerle örülü bugünkü yazısının sonunda çalıştığı gazeteye -haklı olarak- sert bir eleştiri getirmiş yazar. yıldırım türker'den de bu beklenirdi.

"gazeteme not: o gün, manşete nal gibi harflerle “faşizmin ayak sesleri” yazıp, başbakan’ın münasebetsiz boykot çağrısını nazilerin kitap yakması fotoğrafıyla sunmak, ortaokul ikinci sınıf öğrencisi cin alilikten başka bir şey değildir. bu kadar zoraki bir analoji üstüne kurulan muhalefeti ciddiye almak ne mümkün? hayali ayak seslerine nazi postalı giydireceğinize asıl manşeti görüverseydiniz. bir torba bulgur için birbirini parçalayan insanları. radikal gazetesinden bu beklenirdi."

yazının tamamı için: http://www.radikal.com.tr/...29.09.2008&categoryid=97
(ama arkadaslar iyidir, 29.09.2008 15:35)

Güvenli ve Bilinçli İnternet Kullanımı


sınırlarının edibe sözen tarafından çizildiğini düşünmeye başladığım edim. gençleri koruma kanunu'nu çıkaramasak da de facto olarak internette yaşatabiliriz şiarıyla yürütülüyor sanki.
(ama arkadaslar iyidir, 28.09.2008 00:24 ~ 00:26)

Yaşar Alptekin



zamanında leonardo di caprio'yu kendi yakışıklılığına rakip gördüğü için titanic'i bile izlemeyen bir adamken şimdi estetiğe karşı olan bir adammış. toplum olarak 80'lerde bu abiye nasıl bir gaz verdiysek süper kafası olmuş. hızını alamamış kendini namaza adamış. evinde geçmiş hayatın pisliklerine rastladığı için her sabah eyüp sultan'a gider üçüncü safta yerini alırmış. o yasak danstan namaza geçiş de enteresan yalnız. hayatı uçlarda yaşayan insan yaşar. korkarım da camide kısa devre yapıp dansa dönmesinden korkarım. hacı amcaların kalbine iner vallahi.

http://www.haberler.com/...ptekin-kitap-yazdi-haberi/
(ama arkadaslar iyidir, 27.09.2008 21:27 ~ 28.09.2008 00:35)

zaman

bir zaman'lar hürriyet'in yaptığı iş olan iktidar tetikçiliğini üstlenmiş gibi görünen gazetedir. logosunda türkiye türklerindir yazan hürriyet'in "yüce devlet ülküsü" uğruna yaptığını, zaman da "ümmet milliyetçiliği" adına yapmaktadır. bunların hepsi aynı kapıya çıkmaktadır. reklam olarak çok şık bir iş olan birbirini anlama temalı zaman gazetesi reklamı'nın da ne kadar yalan olduğu böylece ortaya çıkmıştır.
(ama arkadaslar iyidir, 25.09.2008 09:10 ~ 21:08)

Dersim İsyanıyla Meşhur Tunceli'de doğmak

birbirini anlama temalı zaman gazetesi reklamının, reklam olarak çık şık, çok doğru olmakla beraber ne kadar yalan, ne kadar hayal olduğunu gösteren işaretlerden sadece biridir. son zamanlarda bu işaretler oldukça artmıştır.

bir reklamcılık düsturu vardır "iyi reklam kötü ürünü batırır" diye... iyi reklam kötü ürünü batırmak üzeredir. zaman bir süreliğine, konjonktür gereği girdiği demokrat kisvesinden hızla sıyrılmış, tarikat kisvesine bürünmüştür. bunu ümmet milliyetçiliği izleyecek gibi görünmektedir.

velhasıl; zaman, bir vakitler hürriyet'in iktidar için yaptığı iş olan "tetikçiliği" yapmaktadır. yeni iktidarın hürriyet'idir.
(ama arkadaslar iyidir, 25.09.2008 09:07 ~ 09:57)

Şeker Bayramı

rte'nin nasıl bir ayrim daha bulurum da memleketi karıştırırım diye bulaştığı bayramdır. bulaştığı ve duvara tosladıği iddiadir. osmanlı donemi boyunca ramazandan sonra kutlanan bayramın adı şeker bayramı olmuştur. illa bir kaynak istiyorsanız (bkz: tarih ve toplum dergisi)

tayyip erdogan kit tarih bilgisi, lümpen sığlığı ile bir konuda daha milleti bölmeye çalışmaktadır. ha şeker, ha ramazan. şeker deyince likörlü çikolatalar mı geliyor acaba bu tayyip'in aklına. şaşarım ben öyle akla. e partisinin ismiyle bile ak mı, akp mi diye tartışma çıkaran adamdan da bu beklenir. adalet ve kalkınma partisi nasıl olup da ak parti diye kısaltılıyorsa, ramazan bayramı da şeker bayramı diye açılabilir pekala.

yakışır kasımpaşalıma. yakışır vıcık vıcık sağ siyasete...

gelecek bölüm için:

(bkz: işçi bayramı değil bahar bayramı)
(bkz: nevruz degil hıdrellez)
(bkz: namussuz değil şerefsiz)
(ama arkadaslar iyidir, 24.09.2008 11:36 ~ 12:23)