30 Temmuz 2008 Çarşamba

Ali Bulaç

başörtüsü nedeniyle ayrımcılık yapanların, insanları kıyafetleri ve inançları yüzünden sebepsizce mahkum edenlerin yaptığının aynısını metallica dinleyen kesime yapmış kişidir.

son yazdığı yazıyla nur serter ile üç beş kitap daha fazla okumak ve okuduğunu anlamamaktan başka bir farkı olmadığını göstermiştir. başka bir türkiye'de çok büyük rahatlıkla, cumhuriyet mitinglerinde kürsüde olanların dilini, tersten konuşabilir. (katılanları değil kürsüdekileri kastediyorum) çünkü onların karşı taraftaki karşılığıdır ali bulaç.

"laik ateist agnostik aczmendi müsveddeleri" tanımlamasının "türbanlı, cahil, köylü, yobaz" tanımlamasından kavram olarak hiçbir farkı yoktur.

ali bulaç, artık; nur serter, kemal alemdaroğlu, şener eruygur vesaire ile aynı ligdedir. ya da muhteşem takiye yeteneğiyle bugüne kadar o ligde olduğunu gizlemeyi başarmıştır. ciddiye alınmaması, içinde bulunduğu ligin düzeyi nedeniyle ciddiyet gereğidir.
(ama arkadaslar iyidir, 30.07.2008 16:30 ~ 16:36)

29 Temmuz 2008 Salı

Dolmabahçe mutabakatı

Dolmabahçe mutabakatı diye adlandırılan ve 27 Nisan 2008 tarihinde gerçekleşen görüşme her nedense, 17 aralık 2007'ye kadar sözlükte başlık haline gelmemişti. Durumdan vazife çıkararak Dolmabahçe Mutabakatı'nı, özetlemeye çalıştım 17 Aralık'ta... Zannediyorum Ergenekon süreciyle birlikte yeniden hatırlamakta fayda var. Özellikle Ertuğrul Kürkçü'nün geçtiğimiz pazar, (29 Temmuz 2008) Radikal İki'de çıkan yazısı çerçevesinde.


27 nisan 2007 muhtırasından bir hafta sonra asker ve hükümetin dolmabahçe sarayında gerçekleştirip bazı ortak müştereklerde anlaştığı buluşmanın anlı şanlı demokrasi tarihimize geçmiş ismi.

söylenenlere bakılırsa bu mutabakat sonucu ordu hükümeti devirmekten vazgeçmiş, hükümet de bir takım ödünler vermiş. acaba bu ödünlerin içinde sınır ötesi operasyon ve şu sivil olacağı söylenen anayasanın içeriğiyle ilgili şeyler de var mı? bilemiyoruz.

ancak şunu biliyoruz. evet bir mutabakat var. her iki taraf da kendi iktidarını perçinlemeye kararlı. hükümet,
hızla kadrolaşarak ve sadaka düzeni kurarak insanlara haklarını lutfen veriyor
elbette bunların sonucunda faşizan bir tutum takınmayı kendine hak görüyor,
ordu ise;
sınır ötesi müdahaleyle yedi cihana kudretini ispatlayarak iktidar tazeliyor.

velhasıl; alan memnun, satan memnun. kimi aklıevvellerce cumhuriyetin bekçisi addedilip antidemokratik bir şekilde sisteme müdahalesi beklenen asker, "etle tırnak gibiyiz" derken, demokrasi mücahidi akp, "asker konuşacak" deyiveriyor. orduyla hükümetin iktidar çekişmesi arasında "halktı", "adil paylaşım"dı kaybolup gidiyor.
(ama arkadaslar iyidir, 17.12.2007 18:21 ~ 08.02.2008 13:23)

Ertuğrul Kürkçü'nün geçtiğimiz hafta sonu çıkan yazısına da bu çerçevede bir göz atmak gerek:

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=890411&Date=29.07.2008&CategoryID=42

islamcılık ambalajına sarılmış neoliberalizm

Site işini yeni çekip çevirmeye başladığım için zaman zaman aklıma düşen (ki sağolsun bu entryi nihavent uvertur hatırlattı) eski entryleri buraya kopyalamak suretiyle arşiv işini halledeceğim. Aşağıdaki entry, 2007'nin son günlerinde yazıldı.

akp hükümeti aracılığıyla bize yutturulmaya çalışan şeydir. bu sebeple tartışmalar başörtüsü, inançlar seviyesine inmiştir. bu tam da onların isteğidir. ama bizim sözde solcularımız, tıpkı önüne yumak atılmış kedi gibi hala ambalajla vakit geçirmeye devem ediyorlar.

ümit kıvanç'ın geçen gün bir yazısında belirttiği üzere; tansu çiller ve mesut yılmaz'ın en büyük hatası neoliberalizmi, olduğu gibi sunmaya kalkışmalarıydı, bu yüzden tukaka oldular. ama akp, maşallah formülü buldu; islamcılık sosuyla dayıyor gümbür gümbür neoliberalizmi.

peki şu aşağıdakiler ne olacak;

hükümet ve etrafındakilerin sebepsiz zenginleşmesi,
her şeyin hızla özelleşmesi,
tüketme, borçlanma, borçlandırma eksenine oturmuş uyutma hareketi,
sendikal mücadeleye indirilen darbeler,
polis vazife ve salahiyet kanunu
yavaş yavaş tepeden tabana yayılan sadaka ve minnettarlık düzeni (insanlara haklarının sadaka gibi verilmesi)

tüm bu işaretler ve niceleri gümbür gümbür bir neo-liberal düzeninin ayak sesleridir. şimdiye kadar bu konuda hiç bu kadar çok taviz verilmemiştir.

alan razı, satan razı peki bu cemaat hareketinin dışında kalan ve hızla yoksullaşan insanların haklarını kim anlatmalı?

hangi siyasi parti, hangi hareket, hangi yazar? işte buna ihtiyaç var.
(ama arkadaslar iyidir, 14.12.2007 20:48 ~ 20:55)

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Su ve biber gazıyla demokrasi


Oldukça yeni tarihli bir entrym:

akp'nin demokrasi tanımıdır. son olarak dün grev uyarısı yapmak isteyen istanbul büyükşehir belediyesi işçilerini böylece püskürtmüşler.

ergenekon ile demokrasi cengaveri rolünü üstlenen akp'nin ne kadar samimiyetsiz olduğunun göstergelerinden biridir bu.

yanlış anlaşılmasın ergenekon sürecini, o süreçte tutuklananları desteklemiyorum. bilakis çoğunun hakettiğini düşünüyorum. ama buradan akp'nin payına bir demokrasi mücahidi rolü biçmeyelim diyorum.

çünkü o akp'nin 1 mayıs'ını da, işçiye emekçiye karşı tavrını da gördük, hiçbiri demokrasinin sağlaması gereken özgürlükleri kapsamıyordu. grev uyarısı yürüyüşünü su ve biber gazıyla dağıtmak bu tahammülsüzlüğün göstergesidir.

akp'nin niyetinin ergenekon ile demokrasiye çıkmak olmadığı aşikar. akp yalnızca kendi hesabını görmekte, bunda doğru işler de yapmaktadır. ama tekrar tekrar söylüyorum bu samimi bir çaba değildir. kendi hesabını gördükten sonra ötesine berisine hiç karışmayacak gibidir.

son olarak ufuk uras'ın meclise verdiği geçmişe dönük darbeleri araştırma teklifine verecekleri tepki, -ki, olumsuz gibi görünüyor- akp'nin niyetini açık edecektir.


(ama arkadaslar iyidir, 18.07.2008 13:46 ~ 13:56)

ertuğrul özkök bir halk kahramanı

Ertuğrul Özkök'ün "gidiyorum" deyip de gitmediği yazısı üzerine yazdığım entry ve açtıım başlık.

pazar günkü son yazısından sonra özkök'ün edindiği yeni misyon ve ileride çekmeyi düşündüğüm belgesel filmin ismi. ne de olsa kendisi yeni bir moda akımının öncüsü. çiçekli bermuda, abercrombie tişört ve parmak arası terlik ve ipod'dan mütevellit bir reçete sunmuş hazret bize.
ertuğrul özkök'ün seçtikleri albümünden sonra, çiçekli don, çiçekli tişört ve parmak arası terlikten oluşan kombinasyonunun vitrinlerde ertuğrul özkök'ün seçtikleriyle etiketiyle yer almasını umuyoruz.

ertuğrul özkök'ü gidiyorum dediği yerde bulduk ve sunduğu reçeteyle fotoğrafladık.

seksi fotoğrafı için tıklayınız

(çalışma el emeği göz nurudur)

(ama arkadaslar iyidir, 15.04.2008 11:51 ~ 14:03)

telefon çaldı arayan başbakandı



Ertuğrul Özkök'ün meşhur repliğinden yola çıkarak açtığım bir başlık ve yazdığım bir entry, 2006'nın en beğenilenleri arasındaydı ve galiba benim de en çok oylanan girişim:

tipik bir ertuğrul özkök cümlesi. başbakandı kısmını istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

telefon çaldı arayan karl marx'tı: dostum karl hüzünlü bir petersburg kışında şöminesinin başındaydı. teorisinin nasıl çöktüğünden bahsetti. 1800 bilmem kaç kışında aynı şeylere inandığımızı, ama çöküşü ondan önce tahmin ettiğimi söyleyemedim. kibar insandı karl, teorisini götünden anladığımı pat diye yüzüme vurmadı.

telefon çaldı arayan hillary clinton'du: hacıdan'ın kebaplarının ne kadar lezzetli olduğundan bahsetti. ertuğrul'cum yine götürür müsün beni hacıdan'a dedi. doğrusu eski bir first lady ile acılı adana üstüne künefe yemenin huzuru hiçbir şeye benzemiyordu

telefon çaldı arayan fyodor'du: raskolnikov'un çektiği acıların aslında kendi acıları olduğunu söyledi. fyodor'u teselli için marmaris'e davet ettim. doğrusu biraz kanının ısınması gerektiğini söyledim. yaza oradayım dedi.

telefon çaldı arayan che guevara'ydı. şöyle oturup bir puro içemediğimizden yakındı. yakında o da olur dedim. 62 bolivya'sında içtiğimiz romun tadının hala ağzımdan gitmediğini söyledim. papermoon'da tekrarlamak için sözleştik. hediye olarak bir kanuni motosiklet gönderdim ernesto'ya. burada ince bir mesaj vardı aslında. kanuni sultan süleyman gibi devrimcisin demek istemiştim kendisine.

telefon çaldı arayan madonna'ydı. paris konserinde içine don giymediğinden söz etti. ertuğrul'cum artık şu donları atalım, özgürlüğe koşalım dedi. acaba bir gün taksim'de de bütün kızlar donlarını atar mı diye geçirdim içinden. o günlerin hayaliyle yudumladım viskimi. acaba acaba bir gün sertap erener de içine don giymeyebilir miydi? doğrusu eurovision'u almış bir türk starına çok yakışırdı bu.
(ama arkadaslar iyidir, 14.11.2006 12:47 ~ 18:57)

kontra pedal



bir çocukluk anımın entry haline gelmiş şekli:

arka tekerlek durmakta çok ısrar edince ön tekerleğin bisikletten bağımsız bir şekilde siktir olup gitmesini sağlayabilen bir fren sistemi.

şimdinin pc'cileri karşısında mac'ciler gibiydik biz kontracılar. azınlıktık, ama azınlık olmamıza aldırmadan bir havalara girerdik. pinokyocular ve bmxciler kalabalık bir grupken biz kontracılar, ayrıcalıklı bir masonik yapılanmanın üyeleri gibi birkaç kişi takılırdık. kontrada markadan önce bu özellik geliyordu zira; bmw de alsanız onun adı bmw değil kontraydı. bir fren yaptınız mıydı; toprak zeminse ortalığı tozutur (ki bu bir kavga sebebiydi), asfalt zeminse şanınız yürüsün kabilinde simsiyah bir leke bırakırdı. bir pinokyocu kıçını yırtsa o izi bırakamazdı. ezcümle; ucuza kaçılmış bir fren sistemi olan kontra, çocukların gözünde bir karizma meselesi olmuştu bir kere.

kontra pedaldan nereye geçeceğim. şuraya geçeceğim;

nesrin'ler uzak bir mahallede otururdu; ya da şöyle söyleyeyim annemin pazara giderken büyük bir kararlılıkla tarif ettiği sınırların dışına tekabül ediyordu onların evi. nesrin dediğim ilkokul aşkım. yani upuzun yaz tatilinde yüzünü görememek bana acayip koyacağından annemin çizdiği sınırlara uymama kararı aldıran bir hatun kişi.

ve bir yaz akşamüstünde mahalleden kankalarım egemen ve fahrettin'i de nesrinlerin mahallesine gitme konusunda ikna etmeyi başaracaktım.

plan şuydu; hızla nesrin'lerin mahallesine gidecektik. tam nesrin'lerin yanına gelince bisikletin kıçı kaydırmak suretiyle (elbette kontra pedal marifetiyle) nesrin'e olan aşkımı gösterecektim; ne de olsa bisiklet kontraydı ve buna fazlasıyla imkan tanıyordu. fahrettin ve egemen ise yaverlerim gibi iki yanımdan gidecek; "vay abi ne göt attırdın ama; kontra mı?" sorusunu soracaklardı. eğer bu işlem başarıyla atlatılırsa nesrin'in de bana aşık olma ihtimali yüksekti. kendimi inandırmıştım en azından.

her neyse, gençler marka gazozlar hızla yudumlandı ve yola çıkıldı. (egemen'in gazoz parasını ben vermek durumunda kalmıştım. ama umrumda bile değildi; ne olursa olsun gidilecek ve nesrin'e klark çekilecekti) amacım tam nesrin'lerin ip atladıkları yerin yanına yaklaştığımızda bisiklete şimdiki adıyla spin attırmaktı. yaklaştım yaklaştım ve tam nesrin'in yanında frene bir asıldım ki.... sonrasında hatırladığım tek şey bisikletin ön tekerleğini egemen'in sokağın diğer başından getirmesi oldu. arka tekerlek öylesine büyük bir aşkla durmak istemişti ki, ön tekerlek işi inada bindirerek yolculuğuna devam etmişti. fahrettin beni yerden kaldırırken nesrin'in de diğer kızlar gibi güldüğünü gördüğümü hatırlıyorum. kalbim kırılmıştı bir kere, dizlerimin kanamasına bile aldırmadım. nesrin'in de diğer kızlardan farkı yoktu işte. onlar gibi kıkır kıkır gülüyordu. aşkımı içime attım, kontra pedalımı fahrettin yardımıyla bisikletçi metin'e doğru yola çıkardım. (ön tekerlek omzuma asılıydı) bir daha nesrin'lerin sokağına hiç gitmedim ve kontra pedalımı da eskisi kadar sevmedim. benim için o gün kontra pedal efsanesinin bittiği gündür.
(ama arkadaslar iyidir, 19.12.2006 09:41 ~ 17:01)

Seksi fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği

başta hürriyet gazetesi olmak üzere türk medyasının internet gazeteciliğine yeni bir açılım getiren yaklaşımı. dünyada örneği var mı bilmiyorum ama olsa olsa bulvar gazetelerinde vardır; biz de ise en yaygınından en dandiğine çoğunda var. gazetecilikte önce haberi haber yapan şartlar oluşur sonra fotoğraf bulunur ya; artık bu süreci terse çevirdiler sağ olsunlar. (gerçi fotoğrafın haber olduğu durumlar da vardır ama onlar istinaidir) önce diyelim ki, üçer beşer kate moss fotosu topluyorlar sonra haber metnini yalapşap oluşturuveriyorlar. sonra nutuklar atılıyor işte gazetecilik refleksleri falan; ertuğrulcuğum sağ olsun yarın bunu büyük bir buluş olarak sunuverir neme lazım.

bu arada seksi fotoğrafları için tıklayınız


(ama arkadaslar iyidir, 21.02.2007 12:41 ~ 12:53)

25 Temmuz 2008 Cuma

dekolte bluz giyip göğüs çatalını elle kapatmak

Daha yeni tarihli bir entry, 2007'den, başlık da bana ait ve başlığın ilk entrysi.

bir erkek olarak şu hayatta en gıcık olduğum kadın hareketlerinin başında gelen harekettir. zira insanı direk töhmet altında bırakır. sanki siz sürekli bakıyormuşsunuz da müdahale olarak el ile önlem alınıyormuş gibi. iş toplantısı olsun, arkadaş ortamı olsun bu hareketi yapan kadınlara içten içe kinleniyorum ve tüm hemcinslerimi bu kinlenmeye ortak olmaya çağırıyorum. madem bir rahatsızlığın var, boğazlı kazak falan giy di mi? niye karşındaki adamı huzursuz ediyorsun ki. bir gün cinnet getirip kapattığı o göğüs çatalına kalem fırlatacağım o kadının o olacak sonunda. benim seçici olduğum iş görüşmesinde yapılsa sırf o eli oraya götürdü diye işe almam bu kadını. yahut madem dekolte giyindin fora et gitsin. şarkın dandadadan'dan zın zın olarak gelsin.

edit: sivri burunlu ayakkabı giyen kariyer kadınlarına ithaf edilmiştir. onların o içten pazarlıklı kariyer planlarının yanında bu entry masum bile kalır. onlar yükselme amaçlı olarak kadınlıklarını kullanıyor da biz bir davranış kalıplarını eleştirince mi kıyamet kopuyor. o sebeple şahsıma "sana ne?" yahut "bilip bilmeden konuşma" şeklinde dostane uyarılarda bulunan arkadaşlara, "size ne oluyor yahu?" deme hakkımı saklı tutuyorum.
(ama arkadaslar iyidir, 17.02.2007 00:02 ~ 05.03.2007 17:46)

V şeklinde uçan kuş sürüsü diyalogları

2005 yılında aynı başlık altına yazdığım iki entry. (başlık bana ait değildir)

-galiba kamil abi bir ibnelik yapıyor abi, v'nin tabanında olduğunu gördün mü hiç?
-harbiden ya, adam ne zaman baksan ense
-rüzgarı karşıdan alınca sinüzütü azıyormuş abi (üçüncü kuş)
-sıçtırmasın sinüzütüne götünden alınca neresi azıyormuş
-dayanışma değil midir abiler, bugün kamil abi yarın biz (beşinci kuş)
-kamil'in sinüzütü azıyosa göçe katılmasın abi, halaya giren kolunu sallar...
-ah ah yeni nesil böyle işte nerede o eski göçler, eski dayanışma ruhu
(ama arkadaslar iyidir, 30.06.2005 12:31 ~ 18:38)


-------------

-bu göçte v'yi hangi fontta yapıyoruz abi
-önlerden biri times new roman dedi ama
-yok oğlum sıcak iklimlere gidiyoruz şöyle comic sans falan olur ne öyle kırk yıllık ciddi times ile
-bizim necati'nin babası bookman old style yapıcaz demiş
-yok ebesinin amı hiyeroglif yazsaydık, bu çağda bookman
-valla kafam karıştı abi
-takma kafanı sen oraya yaklaşırken bir son dakka işi çıkarırız
-hooop abiler şahsi muhabbet yok, konstrasyon bozulmasın içgüdüye bırakın olayı
-evet abi kendi içimize dönelim, kendimiz olalım.

Ölünce Şeytanla Karşılaşan Rıdvan


2005 yılında yazdığım ve sevdiğim bir entry (başlık bana ait değildir)


-korsanla mücadele bürosuna götürün arkadaşı
-abi açıklayabilirim
-neyi açıklayacaksın ulan; itibarını iki paralık ettin şeytanlık müessesinin
-abi valla gazeteci arkadaşlar...
-siktirme ulan gazeteci arkadaşlarını
-abi gol olur abi
-gol mü dedin, hayrettin'e golün var mı senin?
-olmaz mı abi; kaç tane istiyorsun?
-kamil gel oğlum, bu arkadaşı şuradaki yeşil kazaklının yanına götür
-ooo hayrettin'cim sen de mi buradaydın?
-buradayım abi, dünyada çektiğim yetmiyormuş gibi burada da ekibi toplayıp kabusu sürdüreceklermiş; dante'miymiş neymiş bir ibne varmış; neymiş efendim her suçun cezası kendi meşrebinde verilmeliymiş
-vay amına koyiyim hayrettin o zaman yakarlar beni ya; ulan bu şeytan ismini bana koyanın var ya
-bu dante denen ibne hangi takımda oynuyordu abi (sessizce durmakta olan takoz recep araya girer ki onun da cezası rövaşatayla kendi kalesine gol atma cinsinden verilmektedir)
- ooo ersun hoca sen mi geldin? (hep bir ağızdan, eski muhabbet yarıda kalır)
-he ya kenarda hakan şükür'ü bekleyecekmişim, ha bir de gelirken ibrahim üzülmez'i gördüm, yazık çocuğa ya
-ne oldu ki hocam
-bağlamışlar halatla koşmaya çalışıyor çocuk; saçı başı dağıtmış
-siki tuttuk var ya oğlum
-tuttuk ki ne tuttuk
(ama arkadaslar iyidir, 22.06.2005 12:05 ~ 14:22)